Yazarlarımız

…Ve Bunlara Gazeteci Dediler

(Bu yazımı gerçek gazetecileri tenzih ederek yazdım)

Bir zamanlar gerçek gazeteciler vardı, halkı uyandırmak adına kendilerini yaktılar. Gerçek gazeteciliğin namusunu korumak için kahpe pusularda can verdiler.

Alınmadılar, satılmadılar.. Onlar tırnaklarının kirlerini bile satmadılar, bırakın kalem satmayı… Kalemlerini kırdılar ama onurlarıyla anıldılar. Anılıyorlar.

Parayla pulla hiçbir zaman işleri olmadı.

Ülke bağımsızlığının ve vicdanın tarafını tuttular, emperyalizmin ve ona uşaklık edenlerin değil!

Bu ülkenin bağımsızlığı için, aydınlık yarınlar için canından vaz geçerek gerçekleri yazdılar, yazdıkça bedeller ödediler..  

Halkı aydınlatmayı, köylüyü el üstünde taşımayı, üreterek yaşamayı ilke edinen yılları vardı bu ülkenin.

Milli davası vardı ödünsüz. Kıbrıs gibi, adalarımız gibi, karasularımız gibi. Tartışılmaz milli değerlerimiz gibi..

Bu vatanın aydınlık geleceği için gözünü kırpmadan darağacına giden gençleri vardı.

Onları Türkiye’nin milli ve bağımsız olmasını istemeyen güçler astı..

Onlar bu vatan için, bu millet için idama giderken kimileri alkış tuttu, kimileri seyretti.

 O günlerden sonra o alkış tutanlar, film seyreder gibi demokrasinin yok edilişini seyredenler 1980 sonrasında, kendine uygun gazeteleri de buldular, gazetecileri de…

Kirli yazılar yazanları sevdiler, zorba kalemleri..

Kalemiyle tetikçilik yapanları sevdiler, şarap mahzenlerinde kendisini satanları, nargilesini tüttürürken pisliklerinin üstünün örtülmesini isteyen, sahibinin sesi olanların  varlığına varlık katanları sevdiler..

Ve bunlara günümüz de gazeteci dediler. Gerçek gazeteciler yarı aç yarı tok, baskı altında işlerini yaparken bunlar köşklerde, villalarda, yalılarda yaşamlarını sürdürdüler.Her akşam malum televizyon kanallarında millete zehir saçtılar..

Ellerinde o kadar kudret varken, basın özgürlüğünü ve namuslu gazeteciliği ıskartaya ayıranlar, şimdi mafya babası ile ilişkisi olmadığına namusu ve şerefi üzerine yemin ediyor. Mafya babası da kaseti yayınlayıp bunlar için “Namusu maaşı kadar olan gazeteciler” ifadesini kullanıyor. Ne kadar utanç verici bir durum.

Sonradan da bu toplumun bu hale gelmesinin sorumluları başkaymış gibi birbirlerini suçluyorlar.

Türünün son örneği üç beş gerçek gazeteciyi hedef gösterip süründürüyorlar..

 Bizlere de utançla seyretmek düşüyor, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demek düşüyor!

Vampirlerin kanın tadını aldıkları gibi, bu tip gazetecilerde paranın tadını aldıktan sonradır ki bu ülkede ne basın özgürlüğü kaldı ne de haklının hakkını yazacak gazeteciler..

Yine de bir avuç namuslu gazetecilerimizi tenzih ediyorum..

Bu ülkede basın özgürlüğü büyük gazetelerin para babası patronlarının ve yayın yönetmenlerinin zevk-i sefasından dolayı, kasalarını doldurma isteğinden dolayı yok edilmiştir.

Şimdi paranın tanrılaştırıldığı bu ülkede kime ne anlatabilirsin? Kimlere gazeteci diyebilirsin?

O dürüst gazetecilik ruhunu temsil eden kaç gazeteci kaldı diye sorsam, bir elin parmaklarını gösterir gibi gösterirsiniz biliyorum..

Ve bunlara ruhunu satmış gazeteciler “enayi” diyor biliyor musunuz?

Saf değiştirsinler diye yeşil dolarlar teklif ediliyor..

Bu ülkede gazetecilik mesleğinin iki yüzü vardır..

Bir yanı televizyon kanallarının şişirdiği ve infaz memurluğu yapan gazetecilik…

Bir yanı düşünce adamlığı yapan gerçek emekçi gazeteciler..

 Ve bu ülkede gazeteciliğin iliğini kemiğini sömürenlerin günahı, düşünce adamları olan gerçek gazetecilere kalır.

 En ağır bedeli bunlar öder, sefasını da şarlatanlık yapanlar sürer..

Netice itibarıyla; Gazeteciliğin güçlüden yana gömlek değiştirdiği bu ülkede, gerçek gazeteciler ayakta ölür. Zindanlarda çürür. Dün askerin emriyle manşet atanlar bugün de muktedirlerin emriyle manşet atıyorsa onlarda düzenin sefasını sürer ve bu ülkede onlara gazeteci denir…Sonra da rezil olurlar, hem de nargilesini tüttürürken, hem de mafya babasına yalvarırken..

Ali Galip AKYILDIRIM

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu