
Gidiyoruz siliüetler, martılar geride kalacak. İstanbul’un güzel akşamlarını gül kurusu renklerin, minarelerin, camilerin üstüne indiği boğazın mavilerine değdiğini göremeyeceğim. Ne diyorlar, “Yeter artık git dinlen, keyfine bak.” Oysa Nazım Hikmet; “ Yetmişin de bile zeytin dikeceksin” diyor yaşamak şiirinde. Benim için dinlenmek iyi bir şiir okumak iyi bir roman okumak, yazmaya çalışmaktır. Ben yan gelip yatamam. Haksızlık ederim bilincime… Ona yeni sözler söylemem gerek, yaşamak adına sevgi adına. Bu yazımda bilincimdekilerin dışında büyük şairlerin dizeleriyle geldim;
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
Gitmek ayrılmak özlemek hasret çekmek büyük şairin, Ahmet Arif’in müthiş dizelerini anımsadım, kurşun gibi dizeler aktı bilincimde.
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…
Gidiyoruz. Ne zaman döneriz bilmiyorum. Biga’da sürekli çalışacağım, yazacağım. Seksenimde bahçeye bir kaysı dikeceğim. Kaysım yok. Bulursam hem de Malatya kaysısı dikeceğim.
Bir Kaysı/Bir Zeytin…
Biga’ya Kumkent’e geldik. İstanbul’dan ayrılırken üç veda gösterisi yaptım. İfsak’ta, Maletepe Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde veda konuşmaları yaptım, kitaplarmı imzaladım. İstanbul’dan ayrılmak kolay olmadı. Biga’ya taşınacağımı kitaplarımı Eğin dutunun altında yazacağımı yazmıştım. Geldik işte… Bahçemiz güzel. Az da olsa sebzelerim var. Erik ağacında kalanlar var dallarda. Masamı Dut ağacımın dibine götürdüm. Herkes biliyor. Burada yazacağımı. Eğin’den getirttiğim bir dut ağacı kocaman oldu. Onun dallarının altında memleketimi anımsayarak yazacağım. Birçok dostum okurum bu ağacı biliyor. Eğin dutunun gölgesine sığınarak yazacağım. Tabi yoğun biçimde okuyacağım. Serinlik bedenime değecek Kemaliye’ye olan hasret/özlemim yüreğime düşecek. Daha önce yazdığım gibi iki yıl önce bir romana başladım. Adını yazmaya başlarken bulmuştum. Sadece Songül biliyor. O romanı tamamlayacağım. Gazetelere yazı göndermem çok güç. Okurlarım yazılarımı okumak isterlerse instagram da sayfamda tekrarını facebookta okuyabilirler. Biga’ya bir kez indim Cemal Sepici’nin dükkanına gittim dostum, Arçelik Melih’i ziyaret ettim. İhtiyaçlarımı aldım döndüm. Bigalı okurlara selamlar iyi dilekler. Artık Bigalı sayılırım. Çünkü Kumkent’teki yazlığıma taşındım. Nazım Hikmet şiirinden etkilenerek Bir kaysı bir zeytin dikeceğim. Girişte yazdığım gibi ne zaman döneriz bilmiyorum. Gün boyu çalışıyorum. Fotoğrafta gördüğünüz gibi Tolstoy’un Anna Karenina romanını ikinci kez okuyacağım. Kitapların içinde elime o geldi. Yaşar Ağabey bana öğretmişti kitapların ikinci kez okunmasını. Yazdığım roman için belki duygu yoğunluğuma destek olur… Dostlara Bigalı sanat severlere okurlara selamlar. Umarım bir söyleşi de bu kez buluşuruz.



