Yazarlarımız

“İste Yazayım” Gazeteciliği

Haberi buradan dinleyebilirsiniz...

“Büyük bir davette, bir gazetecinin aşırı zenginliğinden söz edilirken, olaya kulak misafiri olan yıllanmış garson haykırdı. Bunda şaşacak bir şey yok beyler! Bu gazeteci kendisini satın alanları bile sattı.”

Gecesi 106 bin lira olan otelde tatil yapan gazetecileri duydukça,

Han hamam sahibi gazetecileri duydukça,

Gücün karşısında el pençe gazetecileri gördükçe,

 Sipariş üzerine yazılar yazan gazetecileri gördükçe, doğal olarak aklıma “iste gelsin” reklamları geliyor. Yani “İste yazayım” gazeteciliği.. Bunlara yeter ki hedef gösterin, suyunu yemini verin gerisine karışmayın. Onlar Yezid’e bile rahmet okutur. Ne de olsa yağlı ekmek peşindeler.. Çünkü bu sözde gazeteciler, yazdıkları gazetelerde kanun koyucudurlar, hakimdirler, savcıdırlar, avukattırlar hatta infaz memurudurlar..

Bu ülkede uzun yıllar siyaset yapmış, yılların siyasetçisi Sayın Bülent Arınç birkaç yıl önce bu tip gazeteciler için  “Bazı köşe yazarlarımız Yezid’den daha fazla cinayet işliyorlar. Ama insanların haysiyetlerine, toplum içerisindeki konumlarına o kadar alçakla saldırıyorlar ki Yezid bunları görseydi kıskanırdı” demişti. Bu sözün üzerine tabi ki söz söylenmez. Maalesef ki günümüzde bunlara gazeteci deniyor. Her biri her akşam bir kanalda asıyor, kesiyor hatta yargılamadan infaz ediyor..

Bu tip gazeteciler medya, mafya, siyaset, ticaret, tarikat, cemaat, sermaye ilişkilerinde rol üstlendikleri, halkın çıkarlarını, ülkenin çıkarlarını, garibanın çıkarlarını gözetmeden birilerinin sözcülüğüne soyundukları için şimdi kaybediyorlar. Şimdi insan içine çıkamıyorlar.

Maalesef ki bu tip gazeteciler kişisel çıkarlarını ön planda tutarak gazeteci kimliklerinden hızla uzaklaşmışlardır. Ve şimdi bunları dinleyenler soruyor “bizim dinlediğimiz, anlattıklarıyla hedef gösterdiklerine öfke kustuğumuz bu çapsızlar mıydı?” 

Acıdır ki, bir mafya babası konuştu bu tipler birer birer ortan kayboldular. Kendilerini savunmadılar bile. Hem kendilerini bitirdiler hem de bu ülkenin değerlerini, masum insanlarını.. Bunların yüzünden onurunu, haysiyetini kaybetmeyi sindiremeyip intihar edenler oldu, hapishanelerde çürüyenler, ölenler oldu. Atalarımız “Alabiliyorsan mazlumun duasını al, bedduası Nuh tufanıdır.” Demişler.  

Şimdi öyle bir hale geliyorlar ki, bu zatlar “Nuh’a haber eyleyin gelinde tufan görsün” günlerini yaşamaya başladılar.

Şimdi soracaksınız “Gerçek gazetecilerimiz yok mu?”  Elbette ki vardır. Bunlar her zaman yazdıklarının arkasında durdukları için bedelini canlarıyla ödediler. Uğur Mumcu’dan, Ahmet Taner Kışlalı’dan ve diğer adam gibi gazetecilik yapan geçmişin ve günümüzün yürekli gazetecilerinden bahsediyorum. Onları haktan hukuktan yana olanlar iyi tanırlar. Eğer hala gazetecilere bir nebze saygı varsa bunların sayesindedir.

Biliyoruz ki gerçek gazetecilerde mangal gibi yürek, keskin bir zekâ vardır. Yağlı ekmeğe biat edenlerde ise sadece ucuz bir kalem ve fitne vardır.

Bu ülke siyasetiyle ve medyasıyla en kısa zamanda kırklanmalıdır. Çünkü bu ülkenin dürüst siyasetçilere ve dürüst gazetecilere ihtiyacı var.

Evet dürüst siyasetçilere ihtiyaç var ki; halkıyla aynı nefesi alıp vermeli, dertlere derman olmalı.. Dürüst gazetecilere ihtiyaç var ki;  tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemek isteyenleri, ballı ihale alanları, yolsuzluk yapanları, kalemini satanları, halkı aptal sananların ipliğini pazara çıkarmalı ve bunun için her şeyi göze alabilmeli..

İşte o zaman demokrasiyi bir kültür olarak yaşayacağız ve içselleştireceğiz.

Ali Galip Akyıldırım

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu