
İnsanlık tarih boyunca çok meşakkatli süreçlerden geçmiştir. Zorlu salgın hastalıklar, sonu bir türlü gelemeyen savaşlar, kıtlık, doğal afetler gibi insanlığın büyük sorunları olmuştur. İnsan her seferinde oluşturduğu tasavvurla yeniden tasarlayan dinamikler oluşturmayı başarabilmiştir. Ancak bu dönemde insanın içine girdiği kriz girdabı diğer bütün süreçlerden daha güçbela bir durumdur. Çünkü bu krizin kendisine ait alametifarikası farklıdır. İnsanı bizzat özvarlığına yabancılaştırıyor. Böylece insanı fıtratından uzaklaştırabildiği kadar uzaklaştırmayı başarıyor. Bugün bu durumun neticesini dünya politikasına şekil, şemail ve yön verenlerin yaptıklarında görmemiz mümkündür. Yaptıkları şey; olabildiğince insanların gerçek hayattan dışlamak. İnsanı fıtratından uzak kalmasını sağlayan bu durum ne yazık ki insanı varoluşsal vakum ve anlamsızlık hissiyatına götürür ve böylece insana sanal bir dünya oluşturarak insanı değerlerinden uzaklaştırmayı umuyorlar. Amaç yeni bir dünya, yeni bir insanlık, yeni bir düzen, yeni bir sistem oluşturmak. Bu sistemi sağlamak için insana dair gerçekleri soğanı soyar gibi gerçeğin üzerindeki örtüleri bir bir kaldırarak ve ahlakı da tebdil ederek en sonunda insanı bir meta haline getirerek istediği biçimi verebiliyorlar.
İnsanlık değerlerinin ne kadar değiştiğini şunlara bakarak görebiliriz:
Çağımızda insanların daha çok bireyselleştiği, bencilleştiği, egoist oldukları, nefsani ve hevaizmin güdüsü ile hareket ettiklerini çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Yani toplumsallaşma, birlik beraberlik ve dayanışma prensibi gittikçe çölde kuruyan nehir gibi kuruyor.
Başka bir sorun; gıybet, haset, fesatlık, kin, nefret, düşmanlık, kıskançlık ve fitne saçmak gittikçe korana gibi yükseliyor.
İnsanlık için çok önemli olan: Hak, hukuk, adalet, eşitlik, komşu hakkı, toplum hakkı, insanlık hakkı ve zulme karşı duyarlılık mücadelesi geçmişten bir enstantane gibi görünüp kayboluyor.
Akıl, irade, tefekkür, anlayış, algı, istidat, birey olma, eleştiri, sorgulama, araştırma, hikmet, feraset ve basiret gibi insanın özvarlığına anlam katacağı bu değerleri dejenere ettirerek, yerine kar-zarar maliyetini entegre ettirerek fiyat etiketli bir insanlık oluşturduğunu yaşadıklarımızla anlayabiliyoruz. Bu yüzden fiyat mekanizmasındaki bir çalkantının insanlık üzerinde çalkantıya sebebiyet veriyor. Fiyat ile mücadele edip fiyatı düzelteceğine kendini fiyata göre şekillendirerek kendini değiştiriyor. Bilmiyorlar fiyatlar yapay oluşumlardır, gelip-geçici özelliklere sahiptir. Oysa insanlık kalıcı ve sonsuzdur.
Doğruluk, dürüstlük, güvenirlilik, sözünde durma, yalan söylememe, çarpıtmama, spekülasyon ve manipülasyon oluşturmamak gibi toplumsal değerlere önem verilmemekle beraber bunları olumsuz anlamda bir salgın hastalık gibi topluma bulaştırdılar. Bugün yalan, çarpıtma, spekülasyon, hile ve hurda artık sadakat ve çeşitli zeka unsurlarıyla esamisi okunuyor. Örneğin; dükkânına gelen müşterisini kazıklayanın ticari zekâyla bağdaştırması gibi…
Vicdan, merhamet, şefkat, sevgi, saygı, ahlak, anlayış gibi insani ve sosyal değerler son derece zayıf cılız bir şekilde görünüyor. Çoğunluk artık davranışlarında vicdan ve merhamet ilkesine göre hareket etmiyor. Ahlak ve anlayış menfaate ve çıkara dayalı şekilde görünüyor. Sevgi ve saygı sadece kendisinden olana veya kendi menfaatine uyana gösteriyor. Tabiata, insana, doğaya, hayvanlara karşı saygı ve sevgi pratikte çok çok az görülüyor.
İnsanlık, birlik, paylaşma, erdemlik, duygudaşlık gibi unsurlar yerine düşmanlık, ayrımcılık, kendine yontma ve imtiyazlık gibi kamplaştırıcı etkiler gelişmiştir. Oysa erdemliğin ve duygudaşlığın olduğu bir toplum yıkılmaz bir kaya gibi sağlam ve dik durur.
Irkçılık, etnikçilik, kabilecilik, particilik, taraftarlık gittikçe daha artmaktadır. Birlik, bütünleşme, diyalog, istişare, insicam, ittifak, ittihat ve irtibatın gelişip gürleştiği bir dünya bütün insanlığın kazanımıdır. Bunu sağlamış olan bir dünya cennetten bir farkı yoktur. İnsanlığın huzuru ve müreffeh hayatı için bunlar olmazsa olmaz değer ve ilkelerdendir.
Çevreye duyarlılık, temizlik, hayvan hakları, iş ahlakı, trafik bilinci ve yasalara uyma gibi bireysel ve toplumsal sorumluluk bilinci artırılmış bir dünya hepimiz için olması elzemdir.
Toplumsal anlayış, beraberlik bilinci, insanlık duygu ve düşüncesi ile yoğrulmuş ve inşa edilmiş üretim, proje, ilim, bilim, buluş ve teknolojinin ortak evrensel insanlık ailesine kazanmış bir dünyanın tabiri caizse tadından yenmez!
Kültür, sanat, eğitim, okuma, anlama ve anlamı hayata tatbik etme konusunda insanlık yeterli çaba ve gayreti göstermesi gerekir. Olayları ve hadisatları analiz etme ayrıca öngörü ve tarihten ders çıkarma istidatlarını da kullanmaları gerekir.
İşte bütün bu yukarda saydığımız değer ve ilkeler maalesef ekonominin kralları tarafından yeniden dizayn edilerek önemsiz bir hale getirmektedir. İnsanlık bunları değersizleştirdiği sürece içinden çıkılmaz dolambaç krizlerine gebe kalır. Bu kriz ekonomik krizlerden, savaşlardan, kıtlıklardan, doğal afetlerden daha sorun yaratacak krizlerdir.



