İnsanı insan yapan, onu toplumda değerli kılan aynı zamanda şahsiyet ve kişilik sahibi kılan şey değerlerdir. Bu değerler toplumsal mutabakat sonucu oluşan değerlerdir. Herkesin kabul ettiği tecrübe ile meydana gelmiştir. Yani kısaca değerler; insanlık tarih boyunca, deneyimlediği, müşterek yaşam alanında insanların ortak iyi bildiği, algıladığı, sahiplendiği şeylerden oluşur. Bu sahiplenme daha sonraki nesillerin yaşamına aktarılır. Bu aktarmalar davranış, gelenek, görenek, kültür, bilgi ve inanış bütünlüğü meydana getirir. İnsanlık ancak bu mutabakat sonucu hayatlarını devam ettirebilirler. Örneğin toplumun sağlığı için yalanın kötü bir şey olduğu, sevgi ve saygının iyi bir değer olduğu insanlık tarafından tecrübe ile kanıtlanmıştır. Bu yüzden herkesin üzerinde hemfikir olduğu insanlık değerlerine sahip çıkmak gerekir.
Bugün insanlığın ortak değerleri olan sevgi, saygı, doğruluk, dürüstlük, paylaşma, şefkat, merhamet, nezaket, fedakârlık, adalet, duygudaşlık, dostluk, arkadaşlık gibi değerlerin insanlık tarihi boyunca büyük uğraşlar sonucu toplumsal ilişkiler içerisinde zorunlu hale gelmiştir. Bu değerlere sahip çıkıp kendi hayatında uygulayan kişiler ve toplumlar için iyi; uygulamayıp çiğneyenler için kötü tabirleri kullanılır. Başka bir açıdan ise sürekli insanlığın yararı ve faydası için güzel değerler üreten toplumlar olduğu gibi insanlığın değerlerini yok etmeye çalışan toplumlarda var olmuştur.
İnsanlığın bu tarihi yolculuğuna Allah’ta sürekli müdahil olmuştur. Allah’ta insanların iyi değerlere sahip olması için vahiy ile rehberlik ederek insanlığı iyi değerler çerçevesinde kümelenmesini arzulamıştır. Bu yüzden bu kümelenmenin karşısında olan yanlışları göstermiştir ve uyarmıştır. Güzel ve hoş olan değerleri ise korunup destekleyip geliştirmeyi tembihlemiştir. Bu durumu içselleştirip güzel davranışlar sergileyenler için mükâfat buyurmuşken, haddi aşıp bunları yok etmeye çalışanlar içinde ukubet ceza öngörmüştür.
Bugün insanlık değerlerinin erozyonuna uğradığını görebiliyoruz. Bilinmelidir ki değerden yoksun olan bir topluluk insanlık yetimidir. Bu yüzden değerlere sahip çıkıp en acilinden tekrardan insanlığa değerleri enjekte etmek gerekir. Biliyorum bu tedavi uzun soluklu ve daimi olduğu için buna karşı gelen ve hiçbir şekilde yanaşmayan tiplemeler olacaktır. İşte biz bunlara değersiz- değer tanımaz ve yeryüzünün değerini tüketenler diyoruz. Ne yazık ki bu tipolojinin müritleri olanlar Allah’ın vahyini kabul etmediği gibi insanlığın iyi, güzel, doğru namına işlenen ortak projelerine de yatkınlık göstermemektedir. Bir nevi yeryüzünü talan, yağma, saldırı ve sömürü kalkanlarına heba eden değersizlerdir. Yani ne vahiy değerinden pay almış ne de insanlığın ortak evrensel realitesinden bir pay alabilmiş değildir. Bu yüzden kendi hayatımızın rotasını bir temele dayandırmamız gerekir. Ve bu çerçevede iyi değer üretip veya var olan değerlere sahip çıkıp ona göre onurlu bir yaşam çizmek gerekir. Ben onurlu bir yaşamı en rasyonel şekilde ancak Allah’ın çatısı altında onun önerdiği değerleri içselleştirmekle sağlanacağına inanıyorum. Çünkü biz yaratılan canlılarız ve kullandığımız bütün uzuvlar, araçlar, gereçler verili bir şekilde tarafımıza gönderilmiştir. Bundan dolayı sahibi olmadığımız bir durumun nankörü olamayız. Heva heveslerimizi, süslü cümlelerimizi, konjonktürel analizlerimizi, algısal kutsallarımızla değil, Allah´ın bizlere buyurduğu değerlerle yaşamak çok daha muteberdir. Kısaca bize verilenlerle tabiri caizse; nasıl en güzel malzemelerle en güzel yemek yapılıyorsa aynı şekilde verilenlerle de en güzel şahsiyet oluşturmak için uğraşmalıyız.
Peki, bugün insanlık değerleri ne durumda?
Bugün insanlık değerleri adeta serpme kahvaltı gibi ortaya serpiştirilmiş vaziyette. Herkes elinin yetiştiğini alıp götürüyor. Kendi midesi için kullanıp duruyor. Kimsenin değerlerle ilgilendiği yok, adeta kim kime dum duma bir hayat yaşanıp duruyor. Modernizmin çatısı altında, insanlık adına ve yaşam adına kutsal sayılan tüm değerler hiçliğe doğru götürülen bir kültür icadı sonucu yer ile yeksan ediliyor. Sanal ortamda sanal değerler oluşturuluyor. Kimin konuşulmasını isteniyorsa, neyin gündeme gelmesini isteniyorsa, neyin konuşulmasını isteniyorsa, neye inanmamız isteniyorsa veya nasıl bir karakter ve değere sahip olmamız isteniyorsa hep sanal ortamlarda bir şekilde sosyal platform araçlarıyla beyinlere enjekte ediliyor. Bu yüzden insanlığın üzerinde durup geliştirmesi gereken bir değeri, duruşu kalmıyor.
İlk insandan beri hayat rehberliğinde oluşturulan tüm değerlerin bir anlamı ve mücadelesi vardı. Hepsi de insanı daha iyi bir canlı yapmak içindi. Beraber yeryüzünü bu amaçla imar etmek ve yaşanılabilir bir alan haline getirmekti. Bugün sanki bu amaçtan farklı bir amacın içinde olan bir dünya var. Farklı bir resim çiziliyor ve içinde ruhsuz ve renksiz bir portre mevcut. Bu durum insanlık için acı bir tablo olarak önümüzde duruyor. Oysa insanlık eğer mutlu ve şad olmak istiyorsa; yaşamayı insanlık değerleriyle baştanbaşa renklendirmelidir. Yoksa içi boşaltılmış ve cansız bir taş gibi duran bu hayat; renksiz portre olarak kapkaraya bürünür.
Son olarak ulusal çıkarlarınız, siyasi-politik tercihleriniz, maddi kazançlarınız gibi yerel ve zamansal değerlere hapsolmuş menfaatler için insanlık görevinizi ve sorumluluğunuzu yerine getirmeme gafletine düşmemek lazım. Bu sorumluluğu en rasyonel biçimiyle yaratıcının rehberliğine endeksleyerek tamamlamaya çalışın.
