Biga’nın ilk yerel gazetesi Biga Postası… Gazetenin ilk sayısı 24 Kasım 1948 tarihli ve adı Milli Kütüphane koleksiyonunda bile geçmiyor. İlk sayısının yanında 6 ve 7’nci sayıları da koleksiyonumda var. Hepsini yıllar içinde katıldığım müzayedelerden aldım. Bu gazetede yerel haber pek yok, daha çok edebi metinler var. Yerel haberlerin yoğun biçimde yer aldığı ilk gazete olan Biga’da Sabah ise 1952’den 1967’ye kadar 15 yıl boyunca teksirle basılan ve kent tarihi için hazine değerinde bir yayın.
Bu tarihlerden önce Biga’da olan biteni ulusal gazetelerden izleyebiliyoruz. Bu yazı ve haberlerin kimi dışarıdan gelenler, kimi de Biga’da yaşayan bir muhabir tarafından yazılmış. Bugünkü yazımız 1930’larda tüm Türkiye taşrası hakkında yazılarıyla bilinen bir ismin imzasını taşıyor… Ragıp Kemal Cantürk, “Modern Evliya Çelebi” olarak adlandırılan emekli bir subay. 1930’lu yılların ilk yarısında Milliyet, Akşam ve Vakit (Kurun) gazeteleri adına Anadolu ve Trakya’yı dolaşmış, gezi yazıları kaleme almış. Bu yazılar kitaplaştırılmış ve haklarında makaleler de yayınlanmış. Hatta Çanakkale yazıları kitap bile yapılmış. Tefrikalar halinde yayımlanan yazılarında Cantürk, gezip gördüğü yerlerdeki kamu hizmetlerini, ekonomik durumu, gelenek ve görenekleri, yerel tarihi ayrıntılı olarak ele almış.
Bugün inceleyeceğimiz “Biga çok güzel bir şehir Amma!” başlıklı yazısı 16 Ekim 1932 tarihinde Milliyet gazetesinde yayınlanmış. Yazı biraz uzun olduğu ve anlattıklarıyla ilgili açıklamaları rahatça yapmak için birkaç bölümde aktaracağım. Daha kolay anlaşılsın diye, üslubun lezzetini bozmadan dilini biraz sadeleştirmeye çalışacağım. Öncelikle başlıktaki “amma”dan başlayalım. Ragıp Kemal, Biga’yı çok beğenmiş ancak lokantaların bakımsızlığından şikâyetle bu başlığı uygun görmüş. Ancak lokantalarla ilgili yazdıklarını sonraki yazılarıma saklıyorum.
Ragıp Kemal Bey, yazısının girişinde genel bilgiler verirken bir yıl önce geldiğini de vurguluyor: “Çanakkale vilayetinin en büyük ve en mühim kazası Biga’dır. İki nahiyesi ve 250’den fazla köyü vardır. Burasını geçen seneden daha farklı buldum. Sahilden kasabaya kadar olan şose tamamen tamir olunmuş, şehirdeki derenin üzerine şık bir köprü yapılmıştır.”
Yazıda sözü edilen sahil muhtemelen Karabiga… O dönem Biga’dan İstanbul’a gidiş deniz yoluyla yapılıyordu. Gençler için yazmakta fayda var, şose ise kırık taş veya çakıl yayıldıktan sonra üzerine kum dökülüp silindirle ezilerek yapılan basit bir yol türü. Yani asfalt bile dökülmeyen, arabalar geçtikçe yoğun toz kalkan yolun varlığı bile büyük bir avantaj sayılarak anlatılmış. Çünkü o dönem, Biga’dan Gönen’e gitmek birkaç gün sürebiliyordu. O da eğer yaz aylarıysa… Yaptığımız bir sohbette, rahmetli Tuğrul Bozkurt, 1950’li yıllara kadar Biga’dan Bandırma’ya gitmek için Denizkent’i geçtikten sonraki antik köprü civarından çayın geçildiğini, karşıda bekleyen at veya öküz arabalarıyla Gönen’e gidildiğini, Gönen’den Bandırma’ya ise şose yolla ulaşıldığını anlatmıştı. 1950’lerde yapılan Bandırma yolu, Gönen’e ulaşan bir şoseden ibaretti. Yani Biga’dan İstanbul’a ulaşım 1950’lere kadar Karabiga’dan deniz yoluyla olmuştur.
Ragıp Kemal Bey, yolun tamiri ve köprünün inşasının Biga’ya yeni gelen Ali Rıza Bey isimli kaymakamın eseri olduğunu belirtir: “Buraya kuvvetli bir kaymakam gönderilmiştir. Askeri kaymakamlıktan emekli bu kişi, kasabada yapılan işlerin merkezi ve gelişme sebebi olmuştur. Yukarıda sıraladığım bayındırlık ve inşaat hep onun gayretiyle gerçekleşmiştir. Ali Rıza Bey az söyler çok iş yapar bir idare adamıdır. Bütün kaza halkı kendisinden övgüyle söz etmekte ve Biga’ya gelmesinin büyük bir şans olduğunu ifade etmektedirler.
Ali Rıza Bey buraya geleli 10 ay olduğu halde kasabanın içinden geçen Kocadere üzerine muntazam ve süslü bir köprü yaptırmıştır. Köprünün iki tarafına elektrik direkleri diktirerek İstanbul köprüsü gibi aydınlatmıştır. Öteden beri iki tarafı da çöplük halinde olan ve genel olarak iğrenç bir görüntüsü olan dereye şimdi yeni bir düzenleme yapılmış ve Belediye bahçesi duvarı geriye çekilerek kasapların önü bulvar haline konmuştur.”
Bu satırlardan öğrendiğimiz ilk bilgi şimdiki koca köprünün ilk inşasının 1932 yılında gerçekleştiğidir. Öte yandan Ragıp Kemal Bey’in Kocabaş çayına Kocadere demesi ya basit bir hata ya da daha düşük bir ihtimal olsa da o yıllarda bu ifade de kullanıldığının göstergesi… Köprünün aydınlatılması 1932’de Biga’da elektrik santralinin çalıştığının kanıtı… Çayın ıslahı hakkında söyledikleri de şimdiki Belediye iş merkezinin çay tarafında bulunan kasapların önündeki yolun 1932’de yapıldığını gösteriyor. O dönemde kasaplar, et arkıtlarını arka taraflarından çaya atarlarmış.
Biga’nın diğer yolları ile ilgili yazılanlarla ilk bölümü bitirelim: “Biga ile Çanpazarı arasındaki 45 kilometrelik yolun inşası yoğun bir çalışmayla sürmektedir. Köy yolları da bir taraftan tamir edilmektedir. Otomobil işlemeyen yalnız beş on köy kalmıştır. Bunlar da arızalı ve dağlık bölgelerde olduğu için yol inşası çok zordur.”
Bu bölümden anladığımız kadarıyla o yıllarda 250 köyü olan Biga’nın birkaçı hariç tüm köylerine otomobille ulaşım mümkünmüş. Biga Çan yolu ise henüz tamamlanmamış olsa da 45 kilometre olacağı tahmin edilmekteymiş.
Yazının devamında Ragıp Kemal Bey’in Biga’daki okullar, kaplıcalar, otel, daha doğrusu han ve lokantalar hakkındaki gözlemlerini aktaracağım.
Fotoğraf: Gazetede yayınlanan fotoğraflardan biri koleksiyonumda olduğu için yazıya ekliyorum. Hükümet Meydanına çıkan yolu gösteren bu fotoğraf muhtemelen 1932’de veya öncesinde çekilmiş olmalı.
