Yazarlarımız

Korkaklar Korkutur!

Bu ülkeyi yönetenler yıllarca “Üç yanımız deniz, dört yanımız düşmanla çevrili” dediler korkuttular.

“Komünizm geliyor veya şeriat geliyor” dediler korkuttular.

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” dediler korkuttular.

“Dış güçler önümüzü kesiyor” dediler korkuttular.

“İç ve dış düşmanlarımız kalkınmamızı istemiyorlar” dediler korkuttular.

“Bayrağımızı indiremeyeceksiniz, ezanları susturamayacaksınız” dediler korkuttular.

“Din elden gidiyor” dediler korkuttular.

“Laiklik elden gidiyor” dediler korkuttular.

Ve bu korkunç ortamda en çok kimler korkutmuşsa onlar iktidar olmuşladır. Korkunç iktidarlarında millet sefil perişan yokluk içinde kıvranırken onlar, on yıllarca saltanat sürdüler.

Millet yoksulluk ve sefalet içinde çırpındıkça bu defa da kanunlarla korkuttular, korkutarak susturdular..

Aslında korkan kendileriydi.

Aslında onlar saltanatlarını kaybetmekten korkuyorlardı!

Korku imparatorluğunu kuranlar korkutma politikalarını öylesine sistematik bir şekilde insanların beynine işlemişler ki; Korkutma psikolojisi daha çocukluktan başlayarak “öcü” gibi düşsel yaratıklarla başlıyor. Büyüdükçe doktorun iğnesiyle, polisle, öğretmenler, askerlikle, amirle, müdürle  kısacası korkutma devam ediyor..Hatta Bir inanca tutunmaya çalışırken bile inancında ki varsayımlar olan cehennemle, ateşle, zebaniyle, sırat köprüsüyle, kaynar kazanla, cinle, şeytanla korkutuluyorsun.

Ama en acısı da bu dünyada demokrasinin verdiği hakkını kullanıp yöneticilerini seçiyorsun sonra o seçtiklerinden korkuyorsun. Vekil seçersin karşısında konuşmaktan korkarsın, cumhurbaşkanı seçersin karşısında titrersin, vergilerinle maaşını ödediğin bakanların, bürokratların, müdürlerin karşısına çıkmaktan ve hesap sormaktan  korkarsın..

Kısacası korkutma psikolojisi o kadar ileriye taşınıyor ki, oy verip seçtiklerinle bile korkutuluyorsun ya da onlar seni korkutuyor. Ülkemizde ki vaziyet budur!

Aslında sözü çok uzatmadan şunu söylemek istiyorum:

Bizi korkutanlar aslında kendileri bizden ve her şeyden korkuyorlar. Korkuları arttıkça daha da zalim yasalar çıkararak yönetmeye devam ediyorlar.

Şunu iyi biliyoruz ki sadece korkaklar korkutur.

Yüreğinde insan sevgisi olan hiç kimse kendi türünden olan hiç kimseyi korkutmaz.

Yasaları korkutmak için değil adalet için kullanır.

Korkuyu yüreğinden sürgün etmiş bir insanı korkutacak hiçbir şey yoktur. Korkunun kendisi, korkulacak şeylerden daha tehlikelidir.

Bir uzaman görüşü şöyle der “Eğer biz korkularımızı tanıyıp kabul etmezsek otorite peşindeki birileri, bizim korkularımızı tanır ve korkularımızı kendi lehlerine ve bizim aleyhlerimize kullanır. Bu insanı köle yapmanın bir biçimidir. Geçmişte ve günümüzde bunun birçok örneği mevcuttur. Bu sebepten her modern insan korkularını tanımak ve kabullenmek zorundadır.”

Şunu iyi bilmeliyiz ki; Korkunun insana kazandırdığı tek şey kaybetmektir. Korkan insan kaybeder; haklılığını, özgürlüğünü, benliğini hatta geleceğini.

Haksızlıkların üzerine gitmeseydi ya da doğru bildiği yolda ilerlemeseydi Atatürk bir avuç insanla Anadolu’yu işgalden temizleyebilir miydi? Bir yerde haksızlığa uğruyorsanız mutlaka ses çıkarmanız lazım. Bizim milli marşımız bile “Korkma” diye başlıyorsa korkmayacaksın!

 Hiçbir otoriterden, sesini yükselterek konuşanlardan, bağıranlardan korkmayın, korkmayalım!

 Eğer korkmazsak kaybedeceğimizi düşündüğümüz şeyleri ilerde fazlasıyla kazanabiliriz. Mücadele etmeden kaybedip kaybetmeyeceğimizi nereden bileceğiz?   Uğur Mumcu’nun “Cesurlar bir kez korkaklar her gün ölür” sözünü de unutmayalım.

Bu ülkenin vatandaşları, yasaların emrettiği sorumlulukları yerine getiriyorsa, örneğin, askerlik yapıyorsa, vergisini veriyorsa, kamu düzenin gerektirdiği kurallara uyuyorsa, çalışıyorsa, üretiyorsa, varlıkta varlığı, yoklukta yokluğu paylaşmasını biliyorsa, acıda ve sevinç de birleşmesini biliyorsa, birbirine saygı duyabiliyorsa bu vatandaşlar devletinden ve devleti yönetenlerden kesinlikle korkmamaları gerekmektedir.

Keşke bizi yönetenlerdezamanı gelince “Benim yüzümden kimse korku duymadı!” diyerek, gönül huzuruyla görevlerinden ayrılabilseler!

Ali Galip AKYILDIRIM

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu