Fuat SÜMELİYazarlarımızYerel

Hz. Muhammed’i Doğru Tanımak

Vivense Mobilya ve Ev Dekorasyonu

Bugün Müslüman dünyası Hz. Muhammed’î anlayarak, düşünerek tanımak ve tanıtmak yerine maalesef duygusu yoğun söz ve ilahi ezgi performanslarıyla adeta toplu ağlama seansları şeklinde ilahi bir varlık olarak tanıtılıyor. Oysa yapılması gereken onu doğru tanıma, anlama ve örnek almada çaba sarf etmek şeklinde olmalıydı. Ancak bu şekilde tanıdıkları takdirde kendi yaptıkları ile onun yaptıklarını mukayese ederek kendi yaşamlarına çekidüzen vermeleri, müstakbel geleceklerini de buna göre tanzim etmeleri mümkün olurdu.

Hz. Muhammed; insanı, ahlakı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu, akışı içine alan ve varoluşun özünden gelen derin arayışlar içinde tabiri caizse boğuşurken ve çarpık düzenin içsel acısını bütün zorluğuyla göğsünde hissederken vahiy ona bu yolculuğunda yol gösterdi. Bu yüzden yaşam kitabı olan Kur’an’ı sevap manzumelerinden çıkartıp akletmeye, tefekküre, tezekküre ve tedebbüre yönelten, yol gösterici bilgilere başvurarak hem peygamberin mücadelesini ve şahsiyeti anlamak hem de hayatın içindeki mevzuları çözümünde doğru, ahlaki ve ilahi olana yönelmek gerekir. Yani kısaca söylemek gerekirse bu konuda asıl amaç salonlar dolusu ağlayan insan yerine, salonlar dolusu anlayan, düşünen, idrak eden ve uygulayan insana ulaşmak olmalıdır.

Hz. Muhammed, düşündüğü şeyin sorumluluğu omuzlarına yüklenmiş bir insandı. Düşüncesini, insanlığa ve yaşadığı topluma taşımakla beraber insanları doğruya çağırmıştır. Aynı zamanda zulme başkaldırarak ve uyanışı başlatarak harekete geçmişti. Bu gücü ve motivasyonu; insanı sevgi ve merhametinden yaratan, bilgi ve ilimi öğreten ve daha bilmediği nice şeyleri öğreterek onu varlık ve oluş âlemine çıkaran kerem sahibi Allah’ın yol göstericiliğini temel alarak yapmıştır. Bu durumda Hz. Muhammed düşünen, düşündüğüne sorumluluk yükleyen, sorumluluğu için mesaj taşıyan ve mesajın mahiyetine çağıran ve mesajın önemini pratiğe döken ve pratik zorluklar karşısında her türlü zorbalığa meydan okuyan önemli saygıdeğer bir kişilikti. Bu düzlemde peygamberi tanımak ve bilmek zorundayız.

Hz. Muhammed doğan, büyüyen, konuşan, çarşı-pazarda gezen, yiyip-içen, uyuyan, evlenip çocuk sahibi olan, yöneten, sıkıntılarla karşılaşan, acılar çeken, yoksulluğu da bolluğu da yaşayan, hastalanan yani beşeri özelliklere sahip bir insandı. Bu yüzden onun duygusunu, düşüncesini, hayallerini ve yapmak istediklerini bu çerçevede anlamak zaruridir. Zaten bu minvalde anlamadığımızda onu örnek bir şahsiyet olarak model almamız zorlaşır. İlahi özelliklere sahip bir peygamber değil, beşeri özelliklere sahip bir peygamberdir. İnsan olarak biz ancak böyle bir beşeri özelliklere sahip bir peygamberle kendimizi özdeşleştirebiliriz ve bu vasıflara sahip bir insanı kendimize örnek alabiliriz ve onun gibi yaşamayı hedefleyebiliriz. Bizzat bu hedefi peygamberin söz ve uygulamaları, hal ve tavırları, davranış ve ahlâkını kuran çerçevesi içinde alarak çağımızın Müslüman profilini oluşturmamız gerekir. Diğer türlü Hz. Muhammed’î mucize merkezli ve aşırı methiye üzerine kurulu takdim anlayışıyla örnek almamız ve onun yolunu takip etmemiz mümkün değil. Çünkü olağanüstü özellikleri öne çıkarılan ve mucize merkezli olarak sunulan bir peygamberin insanlar kendi hayatlarında model alması ve onun yolunu takip etmesi pek mümkün görünmüyor. İnsanlar; “zaten olağanüstü biridir, biz nasıl örnek alabiliriz” düşüncesine kapılırlar. Geleneksel anlayışın getirmiş olduğu bolca olağanüstülük anlatılar peygamberi adeta beşer üstü özelliklere büründürmüş. Bundan mütevellit insanlar beşer üstü özelliklere sahip birinin bir davranışını geliştirme ve kendilerine model alma konusunda aciz kalacaklarını düşündüğünden dolayı peygamberi anlama ve örnek alma durumunu geri plana dâhil etmişler. Hal bu olunca da insanlar için örnek olarak vazifelendirilmiş ve ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş olduğu gerçeği ortada kalacaktır. Bu gerçeği hayata tatbik etmek zorlaşır.

Şimdi yapmamız gereken: Hz. Muhammed’in vahyin kudretiyle gerçekleştirdiği dönüşümün stratejisini anlamak ve başarısının temelinde bulunan kuranı doğru anlayıp ona göre bir yaşam seçmektir. Ve bunu devam ettirmek için onun mesajlarını bütün insanlığı içine alacak evrensel mesajlar şekilde anlamak ve tanıtmak gerekir. Unutmamamız gerekir ki Hz. Muhammed İslâm medeniyetinin üzerine inşa etmeye çalıştığı değerler sistemini hayata geçiren ve bu değerlere hayatın her alanında dinamiklik kazandıran bir şahsiyetti. Bu yüzden bugün bir kimlik bunalımı yaşayan Müslümanlar için onu doğru tanımak büyük bir imkân olacaktır.

Son olarak, insanların ve şahsiyetlerin içtimai düzende hayatını anlamlandıran, kimlik, kişilik oluşturan, güven ve dinamizm kazandıran, kısaca medeniyetin çerçevesini çizen ana unsur, değerler sistemidir. Bu taraftan bakınca İslâm medeniyetinin üzerine inşa edildiği ahlak, aile, sevgi, saygı, doğruluk, adalet, eşitlik, dayanışma, birlik beraberlik, cömertlik, dostluk, merhamet, iyilik, barış gibi belli başlı değerler ise Hz. Muhammedin bizzat kuran eksenli şekilde hayata geçirmeye çalıştığı ve uğruna mücadele ettiği bir durumdu. Zira İslâm medeniyetinin oluşum ve gelişme aşamalarında bu değerler Müslümanlara adeta ruh vermiş ve bu ruh, sosyolojik-psikolojik ve kültürel olarak zamanla eserlere ve kurumlara yansımış olup belli sistemler inşa edilmiştir. Dolayısıyla bu değerlerin merkezinde Hz. Muhammed tanıtılması gerekir ve örnek alınması icap eder.

Not: “Efendimize övgüler kitabı”nda yazdığım yazı.

Turyap Biga Zirve

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu