Yazarlarımız

Gördüklerimiz Gerçektir

Haberi buradan dinleyebilirsiniz...

Bu ülkenin insanları devamlı siyaset konuşuyorsa siyasette yanlış giden bir şeyleri gördüğü içindir.

Elbette ki bu ülkenin insanları;

Ekonominin yanlış gittiğini,

Yanlış ekonomik kararların yoksulluğu getirdiğini,

Yoksulluğun mutsuzluğu yaşattığını,

Parasının pul olduğunu,

Parasızlıktan kula kul olduğunu hissediyorsa elbette konuşacak, hem de eleştirerek konuşacak ve yönetenlerden acil çözüm isteyecekler.

Bu ülkenin yoksulluğa mahkûm insanları;

Yaşadıkları sürece bırakın yurtdışı bir tatili, yurt içinde akraba ziyareti bile yapamadığını,

Emeklisinin en ucuz marketi ardağını ve pazar sonu çürük sebze, meyve peşinde koştuğunu,

Hastalandığında eczanelerde soyulduğunu, birçok ilacının bile SGK tarafından ödenmediğini, hastalandığında bir ay sonraya gün verildiğini, SGK pirimini yatıramayanların parasızlıktan muayene olamadıklarını,

Bin bir zorlukla okuttuğu çocuğunun işsiz gezdiğini hatta parasızlık yüzünden evden dışarı çıkamadığını iyi biliyorlar.. Ve doğal olarak siyaset yapıyorlar. Çünkü gördükleri gerçektir, görmedikleri daha da gerçektir.

Bundan dolayı kendilerine bunu yaşatanlara hesap soruyorlar. Zaten vatandaşın hesap sormasının tek yolu vardır onun da adı siyasettir. Uygulaması sandıktır.

Bakın ülkenin genel vaziyetine…

İnsanlarımız her geçen gün mutluluktan biraz daha uzaklaşıyor.

Yolda gördüğümüz insanlarımızın çoğunda hayat pahalılığının yarattığı bir umutsuzluk duygusunun yüzlerinde ki ifadeye yansıdığını görmekteyiz.

Tarifsiz bir korku, bir umutsuzluk duygusu insanlarımızı teslim almış gibi gözüküyor.

İnsanlarımızın büyük bir çoğunluğunda yaşamaktan haz almayan duruşun tüm halleri beden dillerine yansımış.

Şüphe ve endişe başrolde.

İnsanların toplu bulunduğu ortamlara paranoya hâkim olmuş.

Bilindik dost ortamları çoktan unutulmuş.

Her yerde suya sabuna dokunmayan kısa sohbetler moda.

Ya da karşısındaki insanı dinlemeyen yapay dostluk halleri.

Kahkaha sesleri gittikçe azalıyor.

Yolda bile insanlar bir birlerine nefretle bakıyor.

Sabır ve hoş görü eski bir nostalji…

Ülkemizde her nedense insanlarımız hep stres yüklü..

Kendilerinden bile randıman alamıyor insanlar.

Yüzlerine baktıkça hayatın tüm yorgunluğunu görmek mümkün.

Çoğunluk “Neme lazımcılığın” defansına çekilmiş.

Hayatın  “önce yaşam” mesajlarını duyamayacak kadar bıkkınlık içindeler.

Gazetelerde görüyoruz, ölmeden mezarlıkta yerini ayırtan insanlar bile var.

Kendilerini küçümseyen insanlarda patlama yaşanıyor.

Toplumun ve medyanın değer verdiği ucuz insanları görünce acı acı gülüyorlar.

Akıl yoksunlarının, televizyon kanallarında akıl sattıklarını gördükçe çıldırıyorlar.

Zihinsel bir travma yaşıyor insanımız.

Herkes bir boşlukta.

Ülkedeki gerçekler insanlarımızı ürkütüyor.

Hayat zorluluğunun her şartı insanımıza yansımış durumda.

Çünkü bu ülkede evine ekmek götüremediği, borcunu ödeyemediği için ailesiyle birlikte intihar eden babalar var.

Bu ülkede çocuklarını ısıtamadığı için kendini asan anne de var.

Bu ülkede işsizlikten dolayı intihar eden gençler var

Bu ülkede penceresiz evlerde zatürre olup ölen bebekler de var.

Bebeğine mama alamayan babalar var.

Ne yapsın bu millet. Nereden tutsa elinde kalıyor misali..

Çünkü bu ülkede bazı kronik hastalıkların ilaçları pahalıdır ve devlet karşılamıyor.

Çünkü bu ülkede işsizlik var, yoksulluk var, hayat pahalılığı var.

Çünkü bu ülkede ataması yapılmadığı için intihar eden öğretmenlerde var.

Bu ve benzeri sebeplerden dolayı insanımız mutsuz, insanımız umutsuz..

Bir taraftan iktidarın boş söylemleri, siyasetçilerin söz yarışı, diğer taraftan insanımızın geçim sıkıntısı hayatı çekilmez hale getirmektedir.  

Ülkenin gündemine devamlı gerginlik hâkim. Tansiyon hep yüksek.

İnsanımız bilinçaltını kuşatan bir karamsarlık yaşıyor.

Güzel düşlerin, hayallerin demir kepenkleri inmiş durumda.

Gazetelerimiz gerçekleri yazamaz duruma gelmişler.

Televizyon kanalları bol bol magazin haberleri, yemek tarifleri ve sağlık tüyoları veriyorlar.

Ünlülerin zamparalıkları ana haber bültenlerini süslemekte, kimin eli kimin cebinde haberlerini kuzu kuzu dinlemekteyiz.

Susturulmuş televizyon kanalları, el değiştirmiş gazeteler yürek yaramız zaten.

Demokrasimiz ”dönülmez akşamın ufkuna” benzer hal almış gibi…

Bekliyoruz bizlerinde demokrasinin nimetlerinden yararlanacağımız günleri… İnsanca yaşayacağımız günleri… Yoksulların aç yatmayacağı günleri.

Ali Galip AKYILDIRIM

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu