Farklı Olana Karşı Saygı

Üzerinde yaşadığımız dünya rengârenk çiçeklerle, çeşitli ağaçlarla, farklı dillerle, farklı ırklarla, farklı düşünce ve duygularla süslü zengin bir bahçe gibidir. Hiç şüphesiz bu muhtelif, heterojen yapının yani bahçenin çeşitliliği, güzelliği ve zenginliği bir hikmete mebni ilahi meşietin eseri ve tezahürüdür.

İçinde yaşadığımız evreni etraflıca incelediğimizde yaratıcının her şeyi bir hikmete mebni olduğunu görüyoruz yani sebep sonuç ilişkisine dayandırmaktadır. Kuranı kerimde geçtiği gibi: “Yine gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O’nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz farklılığın değerini bilenler için mutlaka alınacak dersler vardır.” (Rum 22) Farklılık ve çeşitlilik Allah’ın yasalarındandır. Vahyin ışığında bu bilinçte gerçeği idrak etmiş olanlar mutlaka çeşitliğe ihtiram gösterir ve bu çeşitliğin yaşanması için gereken iradeyi çabalar. Ama bu gerçekten uzak ve habersiz yaşayanlar ise sürekli çeşitliği ve farklılığı yok ederek yaşarlar.

Şunu unutmayalım: Her din, ırk, etnik grup, kültür, felsefi inanç ve görüş bu bahçenin zenginliğine, muhtevasına değişik renkler, değişik dokular, farklı güzellikler katmaktadır. Hepimiz aynı şekilde düşünemeyiz, aynı fikirlere ve ideallere sahip olamayız. Allah bizleri farklı yaratmıştır. Bu minvalde kuranda bir ayet ile devam edersek: “Eğer Allah dileseydi, hepinizi tek bir topluluk yapardı; fakat size emanet ettikleriyle sizi sınamak için (öyle yapmadı)” ( Maide 48) Bu farklılıkları davranışlarda, normlarda, geleneklerde, örf ve âdetlerde görüp şahit oluyoruz.

Gelgelelim ulus devlet mantalitesiyle bugün dünyadaki farklılıklara karşı giderek büyüyen bir tahammülsüzlük vardır. İdrak etmeliyiz ki; insanların; fikirlerine, düşüncelerine, yasam tarzlarına, hayata bakış açısına, felsefi görüşüne ihtiram göstermek ”farkındalık” duygusundan kaynaklanan ”olgun davranışların” toplamıdır. İnsanları kendi tercihlerinden, seçimlerinden, iradelerinden dolayı yargılamamak, peşin yargılı ve kişisel arzularla kesinlikle yaklaşmamak gerekir. Saygı göstermek gerekir. Saygı beraberliğin ve birlikte huzurlu bir şekilde yaşamanın sigortasıdır. Saygı eylemsel bir davranış biçimidir. Saygı aynı zamanda değer vermek, güvenmek ve samimi olmayı gerektirir. Bu yüzden çeşitliğe ve farklılıklara saygılı davranmak ve bunları bir nevi zenginlik olarak görmek bir insan için son derece önemlidir. İnsanlık sıfatlarına müdahil olan her varlığa saygı gereklidir. Hiç kimse kendinden farklı olanı hakir görmeye ve ötelemeye hakkı yoktur. İçinde bulunan mekânın, sınırın, coğrafyanın, düşüncenin ve fikrin farklı olması kişinin kendi varlığını tanıma ve değerli kılma hakkından yoksun bırakamaz. Kişilerin; değerleri, ilkeleri, ahlakı anlama durumları, yaşam tarzları, olaylara bakış açısı, inançları, zevkleri ve dünyayı algılama ve yorumlama şekilleri farklı olabilir. Bunlar, dünya hayatının, yaşamın çeşitliği ve zenginliğidir. Siyahla ve beyazın haricinde ara renklerde vardır. Her şeyi siyah ve beyaz olarak görmeyin, mutlaka farklı tonlarda vardır. Farklılık hayatımızdaki lunaparklara benzer; çeşit çeşittir. Ne kadar çeşit bol ve fazla olsa o kadar yaşam renkli ve anlamlı olur. Yaşam daha güzel bir canlılığa kavuşur. Bizler bu farklılığı öldürerek, yok ederek gelip tek renge, tek kokuya, tek aylayışa, tek düşünceye, tek fikre, tek anlayışa bağlı kalmamalıyız. Hiçbir zaman bu farklılık bizleri ayrıştırmaması gerekir. Bu zenginlik tıpkı ilmek ilmek nakış nakış işlenen kilimin desenleri gibidir. Hepsi de ayrı ayrı birer emeğin ve çabanın sonucudur. Bu emeğe saygı duymak lazım, değer vermek lazım ve anlamlı kılmaya çalışmak lazımdır. Belki de insanı anlama ve ona saygı göstermenin yolu budur.

Farklı olan birilerini görmezden gelmek ve ona senin farklılığın beni rahatsız ediyor diyemezsiniz. Böyle düşünen herkes dünyayı tekeline almış olur. Oysa ne sevgi ne saygı, hiç kimsenin tekelinde ve kontrolünde değildir. Başka hayatların yargıcı olma fikri içimizde egemenlik duygusu oluşturuyor. Kendi doğrusunda, kendi bildiğinde radikalleşen, gerçeğin ismini yanına yazıp sahiplenen kişiler, hayatın içinde farklı olan her şeye “proje” gözüyle bakarlar. Bu da güçlü olmak haklı olma yanılsamasını ve ötekine tahammülsüzlük boyutuna yükselir ve belli bir süre sonra da şiddeti beraberinde getirir.

Peki, insanı farklı olana karşı tahammülsüz hale getiren unsurlar neler olabilir?

Bu tahammülsüzlüğün birçok nedeni olması ile beraber belki de en büyük nedenlerinden olan hakikati tekeline alma ve mutlak bildiğinde radikalleşme anlayışında yatan düşünceden kaynaklıdır. Zulmün arka planına baktığınızda mutlaka ana nedenler bunlardır. Bütün bu keşmekeş ve kargaşa bu nedenlerden sadrı oluyor. Bir millet, bir ırk, bir ulus veya din ve mezhepler kendi elindeki doğru ile övünmeye, kimliğinden dolayı bir üstünlüğünün olduğunu düşünmeye başladığı anda hiç şüphesiz karışıklık, savaşlar, ırkçı saldırılar ve zorbalıklar artık kaçınılmazdır. Bugün dünyadaki ülkelerdeki kavganın sebeplerine baktığımızda hep benzer şeylerle karşılaşıyoruz. Faşizm, ulus-devlet algısı, ırkçılık, mezhepçilik, cemaatçilik, ideolojik kavgalar gibi tohumların sonuçlarını “öteki” olana tahammülsüzlük, anti demokratik nefret söylemleri, şiddet ve psikolojik yıkımlarla dünyanın sakinlerine acı tablolar sunmaktadır.

Farklılığa karşı tahammül ve muhtelif güzellikleri yaşamaya yönelik bir anlayışla hareket etmeliyiz. Düşüncede, duyguda, anlayışta ve doğruda radikalleşme gerek yok. Radikalleştiğiniz anda “ben” ve “öteki” arasındaki uçurumun artmasına sebep olacağınızı unutmayın. “Ben” ve “öteki” perdesini kaldırdığımızda gerçek anlamda şahsiyetimize, insanlığımıza ve çevremizdeki farkındalığa ancak kavuşuruz. Ne zaman ki gönlümüz, kalbimiz, duygumuz, düşüncemiz, aklımız insanların ”değerini” renkleriyle, dilleriyle, dinleriyle, ırklarıyla, mezhepleriyle, cinsiyetleriyle ve maddi güçleriyle ölçmekten vazgeçtiğinde ancak yaşadığımız bu dünyayı yaşanılası bir yer haline getirebiliriz.

İnsanların yaşam tarzlarına müdahale etmenin, onları farklılıkları yüzünden dışlamanın insan onuruna ve insan fıtratına yakışmadığını, insana saygının bir görev ve erdem olduğunu anlayan, algılayan insanlar, hayatın içinde ”saygının” bir ”kültür” olduğunu benimseyenler ancak insanlık ağacını yeşertebilirler. Bu anlayıştan, mantıktan, izan ve kabiliyetten yoksun olanlar ise tek kokuya, tek renge ve tek dala mahkûm bir insanlık ağacını büyütür.

Özetle: Dünyayı tasavvur biçiminiz, davranış biçiminiz, yaşam tarzınız ve algılarınız huzurlu bir toplumun veya dünyanın inşasında kolektif bir bilince sebebiyet verecektir. Farklılıkları anlamaya çalışmak, ön yargısız tutum sergilemek, hümanist ve evrensel insanlık değerleri çerçevesinde hareket etmek; insanlığımızın olmaz olmazlarından olması gerekir. Şayet varlığımızın gayesini anlayarak ve idrak ederek yaşamak istiyorsak.

↑
Mobil sürümden çık