Yazarlarımız

Eski Türkiye Cennetti…

Artık ne sofralarımızda Tanrı misafirleri var,

Ne de rüyalarımıza uğrayan melekler..

Ne kapımızı çalan yoğurtçu, ne de elinde güğüm ile gezen sütçü..

Ne de sevincimizi, kederimizi paylaştığımız komşularımız…

 “Tahta kapılar vardı eskiden,

Daha çok tokmağı çalınan, daha çok içine girilen.

İnsanlar vardı birbirini ziyaret eden birbirini seven.”

Alaattin’in sihirli lambası yoktu elimizde ama

Yürekler dokunarak mucizeler yaratabiliyorduk bir zamanlar..

Şimdi ne oldu bize?

O özlem duyduğum Eski Türkiye’de,

Politikada dürüst insanlar da mevcuttu  “hayali ihracat” kapılarını açanlar da…

“Yürümekle yollar aşınmaz” diyenler de vardı…

“Ne ezilen, ne ezen, insanca hakça bir düzen” deyip, ezenle bir olup ezileni ezenler de…

O yıllarda da anaların çaresizliği yüreğimizi sızlatırdı.

O yıllarda da geçim sıkıntısı vardı ama halden anlayanlarda vardı..

 Ve sadece su içerken eğilirdik…

O yıllarda su içerken gerçekten yılan bile dokunmazdı.

“Büyüyünce adam olacağız” derdik,  kaybolurduk  okuduğumuz kitapların içinde..

Geceleri meşaleydi yüreklerimiz. Okudukça aydınlanan, aydınlatan..

Aydınlanma ve aydınlatma alışkanlık yarattı bizde, bu yüzden büyüyünce de kendimizi yaktık.

Biz o yıllarda;

Kimsenin kayığına binmedik, ne güç sahiplerinin, ne din tüccarlarının, ne de cenneti satanların..

Yağ kuyruklarına girdik ama kimsenin yağcısı olmadık.

Kula kulluk etmedik… Ve hiçbir Allah’ın kulu bizleri ihanete üye kaydedemedi.

Bizim zamanımız da yolda ki kadınların, kızların namusundan herkes mesuldü.

Yoksul mahallerimiz de herkes namus timsali, herkes bir birinden sorumluydu.

Anneler çocukları doğurur, mahalleli güven içerisinde o çocukları büyütürlerdi.

Delikanlılığa ters diye yüreği yiğit delikanlılar değil kızlara laf atmak, yanından bile geçmezlerdi.

Böyle gördük büyüklerimizden.

Eskiden zengin bir hukukumuz ve geleneklerimiz vardı.

 İnsanların bir birine ve haklarına saygı göstermesi gibi.

İnsanların sofrasını bölüşmesi gibi.

Bir genç kızın kazasız belasız evine ulaşımının sağlanması gibi.

Bizim nesil ahlak yönünden, insanlık yönünden, namus yönünden çok zengin bir Türkiye bıraktı yeni nesillere.

Bu değerler yetmemiş olacak ki,

Bizim bıraktığımız Türkiye beğenilmedi.  “Eski Türkiye” denildi.

Eleştirildi, yerden yere vuruldu.

Biz mahallemiz de kimin Türk, kimin Kürt, kimin Alevi, kimin Sünni olduğunu bilmezdik.

Nihayetinde hepimiz insandık ve bir birimizi seviyorduk.

Ve biz o Eski Türkiye’de birbirimize sevgi bulaştırırdık, korona virüs  değil..

Şimdi kendi kendime soruyorum.

Yeni Türkiye’de ne değişti hayatımızda?

Hangi güzellikler ruhumuzu, bedenimizi sardı?

Hangi kardeşlik duyguları ile yaşıyoruz?

Kadınlarımız, kızlarımız yalnız başına dolmuşa bile binemez hale geldiler.

Hunharca cinayetler, gelir dağılımında ki adaletsizlik,

Dil, din, cins, ırk ayrımcılığı had safhada.

Sağ göz sol göze düşman olmuş.

Eskiden bir birine merhaba diyen dostlar bir birlerine diş biliyorlar.

Düşeni kaldırmak yerine bir tekmede üstüne vuruluyor.

Para için, makam için her şey mubah sayılıyor.

Milli ve manevi değerlerimiz ayaklar altında sürünüyor.

Ne değişti hayatımız da? “Yeni Türkiye’de”

Makam, mevki ve çıkar için ruhunu bile satan insanlardan başka bir şey kalmadı elimizde..

“Ya taraf olursun , ya da bertaraf”  denilerek kendinden  olmayanlar teslim alındı..

Kapılar sürgülendi, pencereler kapandı.

Hukukun üstünlüğü, büyük adamların ayaklarının altında kaldı.

Ne kaldı elimizde?

Marketlerden bebeği için mama çalanlara gücü yeten fukara hukuktan başka!

Her şeye rağmen Yeni Türkiye’de bu kadarını beklememiştik.

Hayatın bile özelliğinin kalmadığını her gün yaşıyoruz.

Hiçbir şeyin güzelliğinin kalmadığı gibi.

Ne kaldı elimizde?

Birbirine saldırmayı ilke edinen topluluklardan ve insanların içine işleyen düşmanlıktan başka.

Yeni Türkiye de öyle bir hale geldik ki, kendisinden olamayana su bile verilmiyor artık.

Kimse birbirine sevgi ile saygı ile bakamıyor.

 Bu Yeni Türkiye’de aşkı da kaybettik, saygıyı da, insanlığı da…

Yeni Türkiye de en önemlisi de insanlık ayağa düştü, kalkamıyor!

Ve ne acıdır ki; Geçmiş zamanların asaletini mumla aramaktan başka elimizden bir şey gelmiyor.

Ali Galip AKYILDIRIM

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu