Fuat SÜMELİYazarlarımız

Durduramıyorum Kelimelerimi!

Vivense Mobilya ve Ev Dekorasyonu

Düşünüyorum bugünlerde…

Bu biraz tuhaf oldu,

Dünde düşünüyordum, ondan önceki günde,

Daha öncede düşünüyordum,

Hep düşünüyordum,

Bugünde, yarında, geçmişte de, gelecekte de düşüneceğim.

Ama bugünlerde biraz daha farklı düşünceli buluyorum kendimi;

Birazda beni böyle düşünceye fırlatan yosun tutmuş hayatlardır.

Ah yüreğim ne çokta düşünüyorum böyle solgun yaşamları,

Bazen bir şarkıda, bazen bir şiirde ve bazen de bir kitabın cümlesinde ah çekmeyi!

Bunlar mıydı yoksa hayatın bağrıma koyduğu acının bendeki bağlılığın etkisi?

Yoksan insanın kalbi hep sol tarafında mı atar?

Hiç mi yıkılmış tarumar olmuş hayatlara,

Çaresiz bakan ve gözlerinin feri sönmüş sokak çocuklarına,

Savaşın çemberinde kalmış kadınlara,

Bağrı yanık anne ve babalara,

Evine ekmek götüremeyen yoksul hayatlara,

Düşüncesinden dolayı mahpusun içinde olanlara,

Dininden dolayı tecavüze, köleliğe mahkûm edilen yezidi kadınlarına,

Oyuncağı ve şekeri olmayan düşünceli gariban çocuklara,

Ve savaşın,

Talan ve istilanın diyarlarında da atmaz mı insanın kalbi?

Bunlar fazla değil mi derken aklım,

Yüreğim bir başka konuşur,

Bir başka anlatır yosunun altındaki yaşamları;

“Evet” der.

Kalp dediğin uzaktaki her sancıya atar.

Bütün gözler aynı gökyüzüne açar,

Aynı rüzgâra göğüs gerer insan,

Aynı havayı doldurur göğüs kafesine,

Uzaklarda da olsa aynı anda gökyüzüne aynı dua ile fısıldar insan,

Çok iken tek olmayı,

Sizler, onlar ve başkası iken bir olmayı.

Ah ben çoktan gönlümü bağışladım;

O derdini feryadını anlatamayan özel çocuklara,

Bir mavi ışık yaktım kalpsiz karanlık dünyaya,

Işıklandırdım her yeri mavi ile.

Gökyüzü mavi, yeryüzü mavi.

Ve yok olsun atılan bütün zehirli oklar,

Kaybolsun kötülük denen melanet,

Dinsin bütün acılar.

Yezidi küçücük kız çocukları da satılmasın

Pazarlarda,

Hem de üç kiloluk sakal taşıyan canilere.

Ve sana doğru yola çıktım;

Elimde sarıpapatya demeti ile

Serpiştirdim çiçekleri kaldırım çocuklarına.

Kaç insan becerebilir ki?

Kalbe dokunduğu küçük ayrıntıları ile kalbi sıcacık tutmayı.

Ve ben dokunmaya çalıştım “ah kalbim” diyerek

Tatlı bir duygusallıkla dokundum.

Ne haldeyim bilmiyorum;

Sıcakta su bekleyen bir ağaç mı?

Yağmur da neşe saçan bir serçe mi?

İtiraf etmeliyim ki;

Gözlerim yine bugün her zamankinden daha fazlaca

Her yerde sana ait olan bir kırıntıyı aradı durdu.

Varlığının değdiği yerlere olan muhtaçlığım hiç bitmeyecek,

Yüreğimi sana ve yosun tutmuş hayatlara adadığım günlerin şükrünün çekiyorum,

Günler, aylar yıllar geçtikçe artıyor bu hislerim;

Hasretim, özlemim, sabrım, iç huzurum…

Yoksa bunlar vuslatın habercisi midir ki?

Kaç adım kaldı baharlı güzel günlerimize?

Sanki hissini, tınısını hisseder gibiyim.

Öyle güzel yaklaşıyor ki bana

Sanki dört bir yanım çiçek açıyor.

Söyler misin bana hangi tebessümümün mükâfatıdır bunlar bana?

Ne kadar da geç gelmiş gibi duruyor güzel kokan sarıpapatyalar,

Bilmem ki, belki de kedime dahi itiraf edemediğim duyguları yaşıyorum;

Korkuyu,

Çaresizliği,

Sevinci,

Mutluluğu,

Mücadeleyi,

Ve korkuyorum…

Kaybetme korkusu, yetinmemek ürkütüyor beni,

Ve içimin kapılarını sonuna kadar açıp, sevgi çemberinin dışında kalan birilerinin bir şeyleri benden eksiltip gitmesinden korkuyorum.

Korku,

Kaybetmek,

Nasıl da başlı başına bir medcezir gibi.

Yaşamak isterken hür bir insan,

En derin en fiyakalı haliyle bir çocuk misali.

Ama ürkek adımlarla bir patikada yürümek…

Yere düşmekten korkmak,

İncinmek, boşluğa düşmek

Gökyüzüne ve uzaklara dalmak,

Yol almak alabildiğine muamma;

Hani sarıpapatya kokusu gelmişti,

Şenlenmişti üstü yırtık gözü derinlere dalan küçük kız çocuğu,

Hani mavilikleri aşmıştı,

Ve son anda göçmen taşıyan bot alabora olmaktan kurtulmuştu.

Gene alabildiğine sonuna kadar saçmalıyorum.

Evet, tam da söylediğim gibi hayallerdeyim

Sahi neyi anlatıyorum deminden beri gene kendi kendime?

İçimdeki yalnızlığı ve acıyı mı?

Hayatın yeşillik bahçesinde rahat uyuyanlara olan kırgınlığımı mı?

Yoksa umutlara ve geleceğe olan güçlü inancıma mı?

Sanırım hiçbir şeyi doğru anlatamadım;

Bot alabora olmuştu,

Çocuklar, kadınlar ve gençler daha umutlu, özgür diyarlara gidememişti.

Üstü yırtık kız çocuğu hep karamsar ve korku ile bakmıştı dünyaya.

Sarıpapatya kokusu çok çok uzaklaşmıştı,

Gene de şiirler yazılmaya devem ediyordu;

Şair her şeye rağmen haykırıyordu;

Bir ‘merhaba’ dese gene affederim hiçbir şey olmamış gibi…

Ekmek kokusu geliyordu bir yerlerden,

Hani o alın teri ile kazanılan ekmek kokusu.

İnsana ancak emeğin karşılığı vardır,

Dedirten alın teri mücadelesi…

Ta uzaklarda, karanlık zamanlardan;

İnsanlığın kaybolduğu cahiliye karanlığından,

Kız çocuklarına reva görülen iğrenç yaşamdan,

Kadınlara karşı yapılan aşağılık durumlardan,

Kölelerin değersiz bir eşya gibi görüldüğü,

O ışıksız devirden,

Bir selam yollanmıştı,

Sanki rüzgâr bütün karanlık noktaları,

Çağımıza doğru süpürüp getirmişti.

Bir titreme almıştı yüreğim,

Nerede kaldı lütfettiğin selamın?

Çağa kızıyorum,

Kendime kızıyorum, en çokta kendime…

Zalimlik diyorum,

Yalnızlık diyorum,

Açlık diyorum,

Yoksulluk çaresizlik diyorum,

Zorbalık ve ölüm diyorum,

Hukuksuzluk ve hak yeme diyorum,

Villalar, dubleks, tripleks, rezidanslar, sırça köşkler diyorum,

Bir yandan da gecekondular, derme çatma evler, bodrum evler diyorum,

Ocaksız tenceresiz mutfaklar diyorum,

Ah gene karıştırdım,

Sonu nereye gidecek belli olmayan cümleler sıralıyorum,

Bir yandan pamuk kuş tüyü yataklar,

Bir yandan rutubet kokan sert minderli yataklar,

Bir yandan konfor,

Bir yandan acı ve dert,

Bir yandan sınırsız ihtiyaçlar,

Bir yandan alabildiğine yoksunluk,

İşte bunları karıştırmayacaksın tıpkı siyah ve beyaz renklerin ayrımı gibi.

Ah bugün gene hicranım üstünde,

Durduramıyorum kelimelerimi,

Dertlerimi, kederimi ve sessiz duran çocuğun hüznünü.

Yüreğime yardımcı olması için kelimelerimden birkaç sözcüğü sökmeye çalıştım,

Koydum heybeme,

Göğüs kafesimi diri tutmaya çalıştım heybemdeki kelimelerle,

Gizemli işaretler gibi kelimeler içimde korkuya benzeyen bir duygu uyandırdı,

Ah dedim gene çok yüklendim beni affet yüreğim.

Debelenip durdum,

Düştüm durdum,

Uçsuz bucaksız denize atılmış,

Suyla ve rüzgârla kamçılanan bir nesne gibi oradan oraya sürüklendim kaldım.

Ama güneş her zaman ki gibi gene o bilindik haşmetiyle doğru,

Başlarını gökyüzüne uzatan ovaların tepesinden…

Kızılımsı ve turuncumsu ışıkların yüzünü okşadığı derin suların üzerinden… 

Kaç bahar özgürlüğü müjdeledi hür bahçelerden?

Kaç mor salkım ağacı selamladı?

Kaç kırlangıç cıvıldadı?

Kaç çocuk hayallerine kavuştu?

Kaç kadın Ortadoğu’da ölümden kurtuldu?

Hayatın dehlizinde kalmış yaşamları düşündükçe,

Göğsüme çöken o bildik ağırlığı gene hissettim.

Bir seher yeli taşıdı ağaçtan ağaca,

Ve kuş yuvasında şad oldu.

Bakakaldım mutlu yaşamların esintisine,

Güneş doğarken bir yerlerde de batıyordu aynı zamanda,

Tepelerin ardından, tepelerin ardından…

Suların üzerinden, suların üzerinden…

Hüzünlü, düşünceli bir yolculuk,

Karanlık bir maviye doğru bir yolculuk bu, aydınlık maviden…

Sarıpapatyalar içine kapandı,

Çocuklar dağılıverdi koştukları sokaklardan.

Ve ben olduğum yerde düşünüyorum;

Ne yöne baksam nereye gitsem başımı, yüzümü, bedenimi, kemiklerimi döven çekiç darbeleri hissediyorum sanki…

Yeryüzünün karanlığı ya da güneşin parıltılı beyazına karşın bütün hengâmesiyle derin düşüncelerle boğuşuyordum;

Bedenime uzak ve derin bir yara ile

Hayatımda anımsayabildiğim zamandan, bilincimin erişebildiği zamandan bile daha gerilere uzanan bir düşünceyle titreten bir duyguydu bu.

Ve herkes için sıradan bir hayat işte…

Alelade…

Kimsenin telaşesinde olmayan,

Yaşayan için iki ucu sivri bir bıçak gibi,

Keskin ve korku saçan bir tehdit ile.

Düşündükçe yüreğim, gece gündüz kaynayan su gibi fokurduyordu,

Boş ver diyorum mevsimi geldiğinde takvim yaprağı gibi dökülür her şey

Gün aynı gün, güneş aynı güneş…

Değişen sadece ruhumdaki sızı ve ağaran saçlarım…

Bağrıma şefkatle basacağım kalan son demlerimi.

Yeniden başlayacağım umuda olan sevdama,

Tıpkı oyuncağını parçalayıp nasıl çalıştığını keşfetmiş bir çocuğun sevinciyle.

Yüreğimde gömülü olan yaranın atışını atacağım,

Denize fırlatılan bir taş misali gibi.

Sadece siz kalın dünyanın kalbinde kendine yer bulamayan güzel çocuklar,

Mücadelesini yetirmiş yaşama küsmüş hayatlar,

Ve yoksulluğun pençesiyle mengene gibi sıkılan yaşamlar,

Siz kalın bağrımda.

Karan Şekerleme

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu