Fuat SÜMELİYazarlarımız

Din(darlık) Ve Ahlak 

Vivense Mobilya ve Ev Dekorasyonu

Din, yaratıcının insanlığa gönderdiği değerler bütünüdür. O değerleri hayatın faaliyetine tatbik veya ameliye edilme bilinç ve biçimine dindarlık adı verilir. Başka bir açıdan da dindarlık, insandaki seciye ve melekelerin yaratıcının buyruklarını kabul etmesiyle oluşan bir zihin, bilinç ve davranış kalıbıdır. Ahlak ise evvela Allah olmak üzere insanın, hem kendisiyle hem de diğer mevcudat ile kurduğu ilişkiler bütünüdür. Bu yüzden dindarlık aynı zamanda ahlakı da kapsayan bir faaliyettir. Ahlaklı olmak bir nevi dindarlığın olmazsa olmaz olan bir prensibidir. Ahlaklı olmayan kişi aynı zamanda dindarda değildir. Yani bir dine ait bilgi, inanç ve faaliyetlerini anlamamış demektir. Çünkü dindarlığın gereksinimlerinin başında; bir dinin ön gördüğü inancı, ameli ve ahlaki ilkeleri kabul etme ve bunları kendi duygu, düşünce ve davranışlarına sindirme ve tezahür ettirme aplikasyonunu hayata geçirmesidir. 

Dinin muradı yerine gelmesi için kişisel ve toplumsal açıdan insanın ahlaklı yetişmesi ve ahlaklı davranması gerekir. Çünkü din, olabildiğince müntesibi olanın bilincinde belirgin bir şekilde ahlaki bir yaşamı kestirmektir. Onun için dindar bir insan, aynı zamanda güzel ahlaklı bir insan anlamına gelmesi elzemdir. 

Peki, ahlak ile dinin nasıl bir bağı vardır?

Din ile ahlak arasında güçlü bir bağ vardır. Dini kabul edip ona göre bir yaşamı idame ettiren kişi; Allah’ı her yerde hazır ve nazır olarak gördüğü için, hayatın içinde yapacağı tüm fiiliyatı ona göre belirler. Çünkü mutlak bir hesabın olacağına inanır ve hayatını bu istikamet üzerine inşa etmek ister. Bu durum kişiyi ahlaki açıdan uç noktalara gitmekten alıkoyduğu gibi hem kişinin bağlayıcı yönünü güçlendirir hem de kişinin durumunu toplumun yararına olacak makul bir seviyede olmasına katkı sağlar. Bu bakımdan din ile ahlakın birbirini tamamlayıcı, düzeltici, yol gösterici ve besleyici etkisinin olduğundan bahsetmek mantıklı olur.  

Peki, neden kendini dindar olarak gören çoğu kişi, ahlaki bakımdan sorunlu oluyor?

İslam’ı örnek gösterelim. İslam dininin inanç esasları ile birey ve toplum ahlakı arasında son derece karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Çünkü İslam bizzat güzel ve yüksek ahlaktan bahseder ve müntesiplerini buna davet eder. Bu yüzden sorun dinin orijinalitesinde değil, dindeki yanlış algı ve bilgisizlikten dolayı kendini dindar gören kişilerde!  Yanlış algı ve bilgisizlikten dolayı ahlaki sapmalar meydana geliyor. Bu yüzden din ile ahlakı hayatında entegre edemeyen kişiler, hem ahlaki açıdan zayıf hem dini alanda yetersiz bir kişiliğe sahip olur. Bugün bu kadar yetersizlik olmasının sebebi doğru bir şekilde ahlakı ve dini tatbik edememek ve ekseriyeti taklit etmesinden dolayıdır. Oysa İslamiyet’in öngördüğü ahlak insanlara şahsiyet ve bilinç kazandırmayı hedef eden bir olguydu.  Çünkü insanı insan yapan, ona kimlik, karakter inşa eden ve şahsiyet kazandıran en önemli unsur ahlaktır.  Bu yüzden ahlak, iman ve amelden ayrı ve müstakil değil, bizzat onu bütünleyen ondan bir cüzdür. Bundan mütevellit dini inançlarla ahlaki değerler iç içe ve beraber ele alınması gerekir. Şöyle bir denklem kurarsak; iman ve amel veya inanç ile eylem ahlaklı olmayı zorunlu kılar. Yani ahlak iman ve ibadetin olgunlaşmasının bir nedenidir. Ahlaki zaafları düşük olan birinin iman ve ameli de zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Bundan dolayı din(darlık) iddiasında bulunan kişilerin ahlaki anlamında sorumlulukları yerine getirmesi zorunludur. Örnek din, ahlaki olarak merhametli, sorumluluk sahibi, yardımsever, adaletli, sağduyulu, haktanır, duyarlı, dürüst, güvenilir ve iyi olmayı diliyorsa demek ki ahlaki anlamda iyi, doğru ve güzeli tavsiye ediyor. Bunları da yapıp yapmamak bir itikadi testtir. İnsan inandığını fiiliyata döktüğünde ona inanmış oluyor. Aksi takdirde iddiadan öteye gitmez. Bugün kendini bir dine mensup olarak görenlerin çoğu aslında bir kanıda bulunuyor. Bu yargısını ancak ahlaki olarak fiiliyatında dolaşıma soktuğunda ancak kanısını ölçmüş oluyor. Bu bağlamda din(darlık) iddiasında bulunan çoğu kişi iddiasını hayata dökemediği için sorun görünüyor. Misal bugün ibadetlerin çoğu bilinçsizce yapılıyor. Zira ibadetler, bilinçli eylemlerdir. Bilinçsiz yapılan bir ibadetin ritüelden öteye geçmeyeceği görülmelidir. Çünkü ahlaki olarak bir yansıması hayatın içinde görülmüyor. Ahlaki davranışların bizzat sergilenmediği bir hayatta, ibadetler amaçsız hatta kanunlar da etkisiz kalır. Bundan dolayı dindarlık bir nevi fonksiyonel dindarlık veya psikolojik ihtiyaçlar dindarlığının ötesine geçemez. 

Son olarak iddianız, fikirleriniz, görüşleriniz, inancınız her neyse bunlar mutlaka öğretileriniz ile yaşayışınız arasında uyumlu olmalıdır. Ya inanıldığı gibi yaşanması gerekir ya da yaşanıldığı gibi inanılması gerekir. Bu minvalde düşüncelerine ve öğretilerine uygun bir hayat sürdüren kişiler her zaman daha dürüst bir hayat yaşarlar ve gerektiğinde inandığı ve yaşadığı değerler uğruna ölmeyi de göze alıyorlar. Zaten ahlaklılığın nihai gayesi, insan yaşamının gerçek hedefi olan mutluluğun ve saadetin gerçekleştirmesi ve insan varlığının bir bütün olarak gelişmesini, gerçekleşmesini ve hayata tatbik etmesini sağlamaktır.

Karan Şekerleme

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu