BİGTAY Kaldığı Yerden Devam Ediyor

Biga Tabanvay Doğa Yürüyüş Grubu “BİGTAY” Haziran ayında ara verdiği yürüyüşlerine tekrar başladı. 24 Eylül Pazar günü yapılan yürüyüşle ilgili olarak BİGTAY üyesi Dr. Muhammet Akkaya yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı;
“BİGTAY olarak bugün Haziran ayında bıraktığımız yerden Biga’nın her köşesini adım adım yürümeye başladık. İdari olarak Gönen ilçesine ancak Orman İşletme Müdürlüğü olarak kısmen Biga Orman İşletme Müdürlüğü’ne bağlı olan Hodul köyü başlangıç noktamızdı. Ortalama 550 m yüksekliğinde bir km uzunluğunda ve aşağı yukarı 60 metre genişliğinde bir sırtın üzerinde yer alan Hodul konumu itibarı ile ilginç bir yerleşim yeridir. Köyün girişinden başlayan yürüyüşümüz yolun sağında solunda yer alan yaşanmışlıkları sergileyen ahşap kargir evlerle yeni yapılmış betonerme evlerin arasından geçerek köylüleri bir araya getiren an itibarı ile üç beş kişinin bulunduğu kahvehaneye geldik. Yol kenarında bulunan su kuyuları görünce “bu sırttta suyun ne işi var demekten kendimizi alamıyoruz” Kahvehanenin hemen önünde yer alan beton minaresi ile kendini gösteren yeni caminin yanıbaşındaki ilginç yapısı ile yıllarca ezanın okunduğu ağaç minare kendini gösteriyordu. Yanıbaşında yer alan tehlike uyarısı bulunan yıkık bir yapının içerisine göz atınca eski cami her şeye rağmen bütün ihtişamı ile ama buruk bir şekilde bizi karşılıyordu. Belki yüzyıl insanların ibadet ettiği ancak bugün ilgisiz bakımsız kalmış ancak muhteşem ahşap tavan, bütün görkemi ile mermer mihrap ve insanlara yıllarca Cuma ve bayram hutbelerinin okunduğu ahşap minber bizi karşıladı. İnsanın içinin acıdığı, sanki beni kurtarın der gibi göze gelen eski camiden buruk bir şekilde çıkıyoruz. Kahvehanede sarışın küçük bir kızın elindeki çay tepsisi ile getirdiği sıcacık çaylarımızı yudumlarken köyün vatandaştan pomak köyü olduğunu öğreniyoruz. Yola çıkıyoruz ve yıllar önce yaptığımız ağaçlandırma çalışmalarının arasındaki yollardan Yenimahalle tarafına giden yolu tercih ediyoruz. Ağaçlandırma çalışmalarında dikilen fıstıkçamı ve kestane fidanlarının arasından Mezarlık tepesini dolanarak ilerliyor, eskiden cıva madeni olarak işletilen ancak şu an kapatılmış bulunan alana doğru geliyoruz. Yol kenarlarında bulunan kestane üvez, sapsız meşe, saçlı meşe, macar meşesi, gürgen, titrek kavak, kayın ağaçları, ağaçların altında bulunan birçok çalı ve otsu bitkilerin arasından ilerlerken biyolojik çeşitliğinin baya zengin olduğunu farkediyoruz. Cıva madeninin ayırma fırını, işletme binası vb kalıntıları yıllarca çevre ağaçların tohumlarından gelen ve madencilik faaliyetleri ile tahrip edilen doğayı tamir eden değişik ağaç ve ağaççıkların arasında zar zor görebiliyoruz. Orada yapılmış madencilik faaliyeti ve cıva hakkında kısaca yol arkadaşlarımızı bilgilendirirken öz eleştiriyi de yapmayı ihmal etmiyoruz. 1990 yıllarında işletilip kapatılan madenin şantiye binalarının, tesislerin tamamen temizlenerek ve sahanın rehabilite edilerek bırakılması yerine olduğu gibi bırakıldığı kalıntılardan anlaşılmakta olduğunu hatırlatıyor, şu anda madencilik faaliyeti yapılan birçok sahanın terkedilirken rehabilite edilerek teslim alındığını, ağaçlandırılmaya müsait olanları ağaçlandırılarak eski haline getirildiğini ancak bu durumun onyılları hatta yüzyılları alabileceğini, her durumda doğanın kendi kendini onarma gücüne sahip olduğunu da belirterek yolumuza devam ediyoruz. Kodlu orman yolu olarak yapılan ve ormancılık faaliyetlerinin yapılmasında büyük yararı olan yolun bakımlı olduğunu farkediyoruz. Bir süre ilerledikten sonra baltalık olarak işletildiği yıllardan kalan üretim yolundan Yenimahalle ile Hacıpehlivan köyleri arasında bulunan göletin yamacından ilerliyoruz. Doğal kızılçam kalıntılarının bulunduğu Çamtepenin altından geçiyoruz. Sonbahar aylarının gelmiş olmasına rağmen havanın sıcaklığı karşısında ağaç gölgesinin ne kadar önemli olduğunu farkederek gölete paralel yoldan Yenimahalle tarafına doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Bazı alanlardaki genç ormanlarda aralama bakım çalışmalarının yapıldığını görmeden geçemiyoruz. Tek tek de olsa hastalıklardan kurtulabilmiş orta yaşlı kestane ağaçlarının bazılarında bol meyve görmek bizi sevindiriyor. Ağaçların arasından biraz daha açığa çıkınca Göletin suyunun tamamen bitmiş, tabanında sadece ıslaklığın kalmış olması bizi üzüyor. Aylarca gelmeyen yağışların hiç gelmeyeceğini düşünmek bizleri korkutuyor. Kendi aramızda kuraklığın boyutu, susuzluğun insanları nasıl etkileyeceğini düşünerek ürperiyoruz. Yine de genç meşe ormanlarının arasından çıkarak Yenimahalle köyüne ulaşıyoruz. Köy içerisindeki çeşmelerden elimizi yüzümüzü yıkayarak serinliyor, çeşme musluklarından avucumuzu havuz yaparak kana kana su içmenin huzuru ile köy kahvesine ilerliyoruz. Köylülerin şaşkın bakışları arasında kahvehanedeki sandalyelere yerleşiyor, geliş sebebimizi vatandaşları fazla merakta bırakmadan anlatıyoruz. Yenimahalle camiinin rengarenk ahşap tavanı adeta beni büyülüyor. Haziran ayında ara verdiğimiz yürüyüşümüze 9 km’lik rotamızdan hedefe ulaşabilmenin huzuru ve sevinci içerisinde bizleri her zaman destekleyen, yalnız bırakmayan Sadullah arkadaşımızın minibüsüne binerek Biga’nın yolunu tutuyoruz.”












