Toplum olarak üzerinde hiç düşünmek, konuşmak istemediğimiz ve hayatımıza dâhil etmek için çabalamadığımız ve kamusal, toplumsal, siyasal mecraya kazandırmaya cesaret edemediğimiz; çok derin zaaflarımız, yanılsamalarımız, yenilgilerimiz, yoksulluklarımız, yoksunluklarımız ve sessiz çaresizliklerimiz var.
Özellikle düşünsel, entelektüel ve felsefi alanlarda yeterli kadar çalışmalarımız yok. Ya da bu alanlarda yapılan çalışmalar daha çok yanlış tasavvurlar neticesinde yeteri kadar olumlu netice sunamıyor. Daha çok tahakküme, hegemonyaya alıştığımız veya alıştırıldığımız için kendimize özgü, has bir entelektüel, kültürel ve felsefi anlamda çalışmalara sahip olamıyoruz. Bilgi, veri ve enformasyon anlamında adeta tahakküm ve hegemonyayı içselleştirmişiz. Kabul edelim ki bu durum hali pür melalimizi daha da derinleştirmektedir.
Bugün kapitalizmin boy gösterdiği kozmosta eli güçlü olan toplumlar, iktisadi ihtiraslar ve sömürgecilik güdümünde biçimlenen, saldırgan ve küstah bir dünya görüşünü dikte ediyorlar. Maalesef bu küstah dünya görüşü çerçevesinde, bizler de anlamdan yoksun çıkar ve menfaate dayalı bir dünya sistemine entegre oluyoruz. Çünkü bu hayat tarzının değerleriyle, kavram ve kurumlarıyla uzlaşıyoruz. Bize özgü kavramsal duyarlılığımız gelişmediği için hatta kavramsal altüst oluşlara, algısal ve zihinsel projelere maruz kaldığımız için uzlaşma boyutumuz daha derinlere doğru yol alıyor.
Büyük çabalar sonucu kurulan islam medeniyeti ne yazık ki şu an istenilen seviyede gelişim gösteremiyor. Bugün islam medeniyetin tekâmülünden müspet anlamda bahsetmek çok zordur. Görüyoruz ki islam medeniyeti gerek bilimde, gerek teknolojide, gerek tarih sahnesinde, gerek ekonomi, hukuk ve siyaset alanında, gerek felsefe ve edebiyat alanında ve gerekse tarih sahnesinde söz söyleme alanında etkinliğini kaybetmiştir.
Şunu kabul edelim ki, hangi toplumda, hangi medeniyette, hangi kültürde, hangi coğrafyada olursa olsun, ilgili toplumun düşünce ufkusunun gelişimi ya da karizmatik dini ya da politik durumu o toplumun aklıyla, bilgisiyle, ufkuyla, düşüncesiyle ve bilinciyle sınırlı hale gelmesi halinde, artık o toplumlarda, düşünsel, kültürel, entelektüel-felsefi bir gelişme, üretkenlik, hareketlilik ve hayatiyet yaşanamaz bir hal alır. Keza bu tür toplumlarda müstakil eleştirel çok katmanlı ve çok ufuklu zihinlerden, düşünürlerden, mütefekkirlerden, aydınlardan, filozoflardan, entelektüel ve felsefi kadrolardan, akımlardan ve mekteplerden söz etmek çok zordur.
Bugün belki de Müslüman ülkelerde en göze çarpan durumlardan biri tek akla kapanan toplumlar şekline bürünmesidir. Eğer İslam’ı resmi akla ve mantığa kapatarak kurumsallaştırılırsa bu durum aklı ve düşünceyi de yoksullaştırır.
İslam medeniyetinin hatırı sayılır oranda gelişim göstermemesinin başka bir nedeni de kendinden önce yaşayanların düşüncelerini, yorumlarını ve yaklaşımlarını mutlaklaştırıp sorgulanamaz gerçek şeklinde kabul etmesidir. Yani bugüne ilişkin sorumluluklarını yerine getirmek için düşünme ve içerik üretme ihtiyacı duymuyor. Geçmişte her şey düşünülmüş, doğrusu bulunmuş, yazılmış, çizilmiş bundan sonra bu gelenekle devam edilecek şeklinde bir mantık kurulmuştur. Bu nedenledir ki, bugün İslam dünyasının, tarihinin çok ağır sorun ve karmaşasıyla, baskı ve tehditleriyle karşı karşıya bulunduğu halde, ne yazık ki yenilik, düşünce, tasavvur ve fikir ile ilgili üretim yapamıyor ve geleneğin önüne koymuş olduğu gerçekle ilgisi olmayan alanlarda yoğunlaşması sebebiyle çağa etki edemiyor.
Günümüzdeki dünya arenasına İslam’ın etki edebilmesi ve içerik üretebilmesi için evvela İslami anlamda entelektüel bağımsızlığa sahip olunması elzemdir. Artık çevirmenlik ve mukallitlik mantalitesinden çıkılması gerekir. Yoka entelektüel mecrada bağımsızlığa, bağımsız kadrolara sahip olmadan, aynı zamanda yerel ve milli sınırları aşan etkiler üretemeyen bir akıl ve bünye, kendi tarihini yapması da mümkün gözükmüyor.
Günümüzde en göze çarpan durum Müslümanların kararsız fikirler, kararsız kimlikler, kararsız duruşlar sergilemesi olarak duruyor. Adeta aidiyet belirsizliği ve karmaşası yaşıyor. Kendileri için düşünme yeteneği barındıramıyorlar, kişiliklerini nerede ve nasıl konumlandıracağını, şekillendireceğini bilmiyor. Bu şekliyle nihai hakikate karşı sorumlu olma bilincini kaybediyor.
Bugün, her türlü karakteri, kişiliği ve çıkarı konjonktür belirliyor. Baktığımızda evrensel İslami zihin çok ufuklu, çok boyutlu, çok katmanlı, çok yönlü muhtelif bir kişilik oluştururken, yerel zihin, millileştirilmiş zihin tek boyutlu, tek ufuklu, tek katmanlı zamane kişilikleri oluşturuyor.
Bugün öngörülmesi gereken ve olması için gösterilmesi gereken çaba Müslümanların bilinç, dikkat, hassasiyet, fikir, düşünce, akıl ve mantık muhayyilesi, birikim ve meraklarını, insanlık ve dünya hayatını kuşatacak biçimde genişletmesi, zenginleştirmesi ve güçlendirmesi gerekir. Günümüzde İslam medeniyeti, İslam’ın bu hayati ikazına rağmen, yerli ve milli bir dil doğrultusunda tercihler yaparak, bu doğrultuda hareket ve tavır alarak yanlış bilinci toplumsallaştırıyor, kurumsallaştırıyor, resmileştiriyor.
İslam’a bağlılık ve sadakatin yerini, ulus-devletlere sadakat ve bağlılık, evrensel zihnin ve düşüncenin yerine yerel ve taşralı zihinler yer aldığı sürece İslam medeniyetin tekâmül süreci her zaman dumura uğrar. Yani amaçlar doğrultusunda akıl yürütme yeteneğinin yerini, araçsal düşünme ve araçsal akıl yürütme yeteneği aldığı için, doğru ile yanlış arasındaki farkın bilincindeki berraklığı görmek gittikçe koyulaşıyor.
Son olarak İslam dünyası toplumları, içinde bulunduğu, temel ve hayati varoluşsal sorunları, ontolojik-epistemolojik derin bağımlılığı bir sorun olarak görmeli ve bu yanlış bilincin tuzağından bir an önce sıyrılmalıdır. Bütün insanlığın selameti için evrensel tasavvur gücüne kavuşmalıdır. Yoksa yanlış bir bilincin sonucu oluşan sahte bir büyüme, sahte bir umut ve sahte mutlulukların etkisi belli bir süreden sonra iğneye maruz kalan balon gibi söner gider.
