Muallel İnsanlık

Günümüzde küresel tabanda yaşanan gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluk, ekonomik krizler, yolsuzluklar, iklim değişiklikleri, çevre, göç, ahlak, adalet, siyaset, etik, değer, savaş, açlık ve sağlık sorunları getirdiği acıları ve yürek çarpıntıları yatıştırmanın çok zor olduğu günlerden geçiyoruz.

İnsanlığın acıları, hüzünleri, kederleri ve haykırışları masumların ve güçsüzlerin olduğu her bir yere sonbahar rüzgârına rastlanmış gül yaprakları gibi savruluyor. Hayat, ölümün uçurumları arasında gidip gelen, kâh umudun okşadığı kâh çaresizliğin pençelediği bir vaziyette gidip geliyor. Bu acınası tablo karşısında; bir yandan insanlığın kapısında duran en temiz ve kutsal olan vicdanın kanununu bütün benliğinde hayata geçiren ve acıları, zorlukları, parçalanmış hayatları göğüsleyen, çözüm ve çare düşünen sorumluluk sahibi duyarlı insanlar var; bir de kötülüğün kapısında duran yüreklerine ve ağızlarına kin bulaşmış zehir saçan, getirim ve ganimet sevdasıyla yanıp tutuşanlar var. Maalesef kötülüğün kapısında durup; insanlığın can çekiştiği bu sekerat durumundan faydalanıp zehir saçanların daha çok prim yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Bir kere olsun insanlık için, vicdan için birlik beraberliği perçinlemiyorlar.

İnsanların ısrarla unuttuğu ve bir türlü uğruna çabalamadığı ve ıskaladığı şey: hayatın iyi tarafıdır. Unutmayalım ki hayat ancak dürüstlük, hoşgörü, iyilik, merhamet, sevgi, saygı, hak, adalet, vicdan gibi güzel ve hoş olan tarafları çoğaltmakla yaşanılabilir bir hale gelebilir. Bu değerler insanların ortak düşünce havuzundan gelmektedir. Bu değerler için insanlık büyük bir maratondan geçti ve uğruna bedeller ödedi, düşüncelerin dehlizlerine daldılar. İyi olan insanlığa faydalı olan bu değerlerin olduğuna karar verdiler. Bu yüzden bu ortak düşünce havuzuna bütün insanlar sahip çıkması gerekir. Zira bu değerler insanlık mutabakatıdır.

Umarım her şeyin hızla kirlendiği gibi insanlığımız da bizi biz eden değerlerimiz de daha fazla kirlenmez. Vicdanımızı, merhametimizi, sevgimizi, duyarlığımızı, duygumuzu ve düşüncemizi tekrar icra edecek; adalet, saygı, ahlak ve güven ortamı oluştururuz. Kendini, değerlerini bil felsefesine riayet ederiz. Varoluşsal sebebimizi anlamlandıracak ve mahiyetini kavrayacak bilince ve ferasete kavuşuruz.

Unutmayalım ki değerler bizim ne olduğumuz, ne olmamız ve nasıl olmamız gerektiği konusunda bizim yolumuzu aydınlatan birer meşaledir.

Bugün artık her şeyin satılabileceği ve fiyatı verilince alınabileceği inancı köklerimize kadar yerleşmiş. Toplum içinde tamamen normal hale gelmiş. Bu durumun getirdiği şey ise her şeyin pazarlanabilir olmasıdır. Artık şeref, haysiyet, onur, adalet, hak, merhamet, sevgi, yetki, can, insan her ne varsa fiyat konuluyor. Her şeye fiyat konulduğunda insanlıkta olmaz. Onun da bir fiyatı olur. Bu bağlamda aslında tek bir realite yeryüzünde var oluyor. O da paraperest bir dinin gittikçe çok güçlü hale gelmesidir. Artık insanlar doğrudan veya dolaylı olarak; “paradan başka ilah yoktur” anlayışına iman ediyorlar. Para sayma makinesi ise paraperestin kulu ve elçisidir. Para için her türlü yalanı söyler, her şekle girer, hırsızlıklara göz yumar, satamayacağı değer ve ilke yoktur. Tabiri caizse paraya secde eder, parayla günah çıkarır, para için yapamayacağı hiçbir ibadet yoktur. Başta belirtiğimiz sorunların baş müsebbibi de parapestliktir. Unutmayın bebek katillerin amacı paraydı! Bu mantıksızlık muallel insanlığı ortaya çıkartır.

Son olarak her şeyin bu kadar deforme olup bozulduğu, kirlendiği bir dünyada; her toplumun itinayla korunması ve hayatlarının merkezi olarak önem atfetmesi gereken değerlere insanlık adına sahip çıkması her insanın ödevi olmalıdır.

Exit mobile version