23 Nisan 1920’de Meclis açıldı. “Egemenlik milletindir” denildi ve o egemenlik, bir gün çocuklara bayram olarak emanet edildi. Dünyada eşi yok. Atatürk, geleceği çocuklara verdi. Çünkü bir millet, çocuklarının gözünün içindeki ışık kadar yaşar.
Her 23 Nisan’da o ışık sınıfları, meydanları, evleri doldurur. Şiirler okunur, koltuklar devredilir, “bugün biz yönetiyoruz” diye bağırır çocuklar. Bayramdır. Ama bazı bayramlar var ki, kürsüde bir sandalye boş kalır. Mikrofonu tutacak el, bir silahlı saldırıda toprağa düşmüştür.
Bayramı göremeden gidenler
- Suruç, 20 Temmuz 2015: Kobani’deki çocuklara oyuncak götüren gençler arasında liseli çocuklar da vardı. Patlayan bomba, onların da 23 Nisan’ını çaldı. Bir daha hiç bayramlık giymediler.
- Şanlıurfa Siverek, 14 Nisan 2026: Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde eski bir öğrencinin silahından çıkan kurşunlar 10 öğrenciyi yaraladı. Aralarından bazıları, 23 Nisan’da okuyacağı ront için prova yapıyordu. Defterleri kapandı, sahne boş kaldı.
- Ankara Gar, Gaziantep, Diyarbakır: Annelerinin elini tutarken, okul yolundayken, parkta oynarken terörün hedefi olan çocuklarımız… Hepsi bir 23 Nisan sabahına uyanacaktı. Olmadı.
Onlar bizim en küçük şehitlerimiz. Bir ülkenin geleceğine sıkılan her kurşun, bir çocuğun defterini kapatır. Kapatılan her defter, hepimizin yarınına atılmış bir çiziktir.
23 Nisan’ı neden unutmamalıyız?
1. Egemenlik, önce çocuğu yaşatmaktır. Meclis’in açıldığı gün, “Bu ülkenin sahibi millettir” dedik. Milletin en masum parçası çocuklardır. Okul koridoruna silah giriyorsa, egemenlik yara almış demektir. Kadrolu güvenlik, rehber öğretmen, caydırıcı hukuk; bunlar lüks değil, 23 Nisan’ın gereğidir.
2. Bayram, vefa ister. Törenlerde bir dakikalık saygı, boş bırakılan bir koltuk, okunan bir isim… Bunlar matem büyütmez, merhameti büyütür. Yaşayan çocuk, şehit akranının adını anınca, sorumluluk alır. “Ben iki kişilik yaşamalıyım” der.
3. Şiddet bulaşır, ama cesaret de bulaşır. Silah sesi bir okulu susturur. Ama o okulda 23 Nisan’da yeniden şiir okunursa, şiddet kaybetmiş demektir. Çocuk korkusuzca kürsüye çıkıyorsa, o gün bayram gerçekten gelmiş demektir.
Bugün ne yapacağız?
Evladının elinden tutup törene götüren her anne-baba, aslında şehit çocukların anne-babasının da yüreğine dokunuyor. “Senin yavrun yok ama benimki onun için de gülecek” diyor. İşte 23 Nisan, bu yüzden sadece sevinç değil, söz verme günüdür.
Söz verelim: Okulları, parkları, sokakları güvenli kılacağız. Şiddete sessiz kalmayacağız. Çünkü bir çocuk susarsa, bir toplum kaybeder. Ama bir çocuk konuşursa, bütün karanlık dağılır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. Balonları gökyüzüne bırakırken, aramızda olmayan yavrularımızın adını da göğe yazalım.
Onlar bu bayramı göremedi. Biz onların yerine de bayram edeceğiz. Ta ki hiçbir çocuğun bayramı yarım kalmayana dek.

