İnsanın Anlama Sorunsalı!

Biliyoruz ki anlamak, düşünmek, sorun çözmek, araştırmak, yorumlamak, algılamak ve tasarlanmak sadece insana özgü bir olgudur. İnsan bu olgular sayesinde hayatındaki zorlukları bir şekilde kolaylığa dönüştürebilir. Yani bilgi ve tecrübesi ile sorunlara karşı doğru reaksiyonlar verir. 

Peki, insanı anlam sorunsalına götüren durumlar neler?

Öncelikle kendini güvende hisseden insan kesinlikle sağlıklı ilişkiler kurarak durumları ve olayları daha iyi analiz eder. Güvenlik sorunu yaşayan insanın içinde bulunduğu durumu çözümlemesi her zaman daha zor bir haldir. İnsanın bu güvenlik durumu beraber yaşadığı toplumdan tutun hayatın her alanına sirayet etmektedir. İnsan hukuken güvencede olmak ister. İnsan iktisadi ve ekonomik olarak güvende olmak ister. İnsan hak, özgürlük ve eşitlik olarak güvende olmak ister. İnsan en temel hakkı olan yaşama hakkını korumak için güvende olmak ister. Bunlar insanın güvende olmasını ve hayatını sürdürmesini oluşturacak çok önemli olgulardır. Özellikle bu olgularda insan güvensizlik yaşadığı zaman, insanın doğru hayatı anlama noktasında sorunları olur. Sağlıklı ve iyi bir yaşam için mutlaka toplum için gerekli olan parametreler sağlanmalıdır.

Bir başka şey ise insanın anlama durumunu zorlaştıran onun aceleci ve sabırsız olan yönünü bir türlü bastıramayan, henüz gerekli kişiliği oluşmamış ya da yaşadığı olumsuzluklar sonucu kişiliğini yitirmiş olanlar; anlama konusunda hemen sonuca ulaşmak için fevri hareketler yaparlar. Bu durum hayatın doğru algılanması açısında ciddi sorunlar oluşturur.

Gelelim günümüzdeki anlama sorununa! Bugün modern insan anlama konusunda büyük sıkıntılara gebedir. Zihinler ve hayat boşluk kabul etmediği gibi belirsizliği de kabul etmemektedir. Belki modern insanın en çok kriz yaşadığı durum hayatlarına anlam bulamaları neticesinde büyük bir belirsizlik yaşamasıdır. Biliyoruz ki, insan hayatını anlamlandırmak ve değerli kılmak, yaşananlar karşısında pozisyon belirlemek ve konum tayin etmek ayrıca çevresindeki insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmak için bir haritaya ihtiyacı olduğu kesinlikle bilinen bir gerçektir. Modern insan, adeta çölde yolunu kaybetmiş gibidir. Çölde yolunu kaybeden kişinin yanında kutup yıldızının anlamı ve değeri ne kadar önemli ise bu keşfedeceği haritanın anlamı da o kadar değerli ve önemli olacaktır. Bugün haritasını ve pusulasını kaybeden bir modern insan profili var karşımızda. Sürekli bir tüketim çılgınlığı ile sarhoş olan bir toplum var. Olgun ve anlamlı bir hayatı yaşamaktan uzak, heva ve hevese kapılmış ve bu uğurda mücadele eden bir toplum var.

Düşünmek, olaylar ve hadisatlar üzerinde derin tefekkür etmek insana has bir olgudur. Peki, modern insan neden düşünmüyor? Neden tefekkür etmiyor? Acaba modern insanı engelleyen, onu baskılayan engel mi var? Bu sorunun cevabının büyük kısmı insanın dünyaya saplanması ve hevasının peşine düşmesidir. Heva ve hevese kapılmış bir insanlık; yaşadığı hayatı anlamlandırması noktasında bir grup aslanın çemberine maruz kalmış geyiğin vaziyeti gibidir. Nasıl geyiğin kurtuluşu yoksa aynı şekilde insanın anlama kurtuluşu da yoktur.

İnsanın mal ve servet tutkusu onu anlama karşı kayıtsız kılar. Aynı zamanda güç ve iktidar arzusu onu zalim yapar. Toplumsal dışlanma ve horlanma korkusu ise insanı menfaat ve çıkara sürekler. Keza itibar kaybının yaşanması tereddütleri ve toplumda yerleşik anlayışlar ve geleneklerde, insanı anlamdan yoksun bırakan başka nedenlerdir. 

Şimdi modern insanın bu anlamsızlık girdabından bir an önce çıkması için evvela modern insan; insanın ne olduğunu, varlık karşısında durumunun ne olduğunu, neye ve nasıl inanacağını, isteklerinin ve ihtiyaçlarının ne olduğunu, ilgisinin ve yeteneklerinin neler olduğunu keşfetmekle işe başlamak zorundadır. Aksi takdirde bugünkü insan; mutsuz ve huzursuz olmaya mahkûm olacaktır. Bunun tersi olması için; bir yol haritası arayışına girmesi ve adeta duyulmayan anlam çığlıklarını görmesi gerekir. Yoksa bugün modern insanının anti-depresan ilaçlarla günlerini tamamladıklarını, gecelerinde de uyku ilaçları ile uyuduklarını göz önüne bulundurursak olayın vahametini kavramış oluruz ve insanın içinde olduğu durumun ne kadar da bedbaht olduğunu görebiliriz.

Oysa bu kâinatın yaratıcısı insanı ‘mutsuz olsun’ diye yaratmamıştır. Evreni de, dünyayı da ve bunca güzelliklerle dolu şeyleri de sebepsiz süslememiştir. Zira kuran da bu durum güzel bir şekilde dile getirilmiştir: “Eğer biz, söz dinleyen ve aklını kullanan kimseler olsaydık (bu) çılgın ateşin içinde olmazdık” dedirtiyor insanoğluna.

Son olarak analiz etmek, çözümlemek, incelemek ve söz dinlemek ve aklını kullanmak insanın vasıflarındandır. Herkes insan olarak doğar ama insan olarak devam etmez. İnsani ilkeleri ve değerleri yerine getirerek; insan kalmak kolay değildir. İnsan kalmak bir emeğin, çabanın, mücadelenin, bilginin ve gayretin ürünüdür. Yaşanan bütün olgular ve durumların bilinci ancak insan kalma yarışı içindir. Eğer hayat bir yarış ise; bu hayattaki en büyük yarış o zaman insan kalma yarışı olur. İnsan kalma yarışını önce kendimizle başlamamız lazım. İçimizdeki gururdan, kibirden, bencillikten ve kendini yeterli görmekten koronadan kaçar gibi kaçmamız gerekir. Yoksa “Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler; işte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar” ayetine muhatap kalırız. 

Exit mobile version