Malumunuz Ortadoğu coğrafyasında yaşayan toplumların eleştiriye tahammül muvazenesi çok hassas ve kaygandır, her an yere düşürme ve yok etme durumunla karşılaşabilirsin. Genelde tek akla, tek mantığa, tek yoruma, tek boyuta, tek ufka, tek düşünceye ve tek geleneğe bağlı bir zihne mensuplar. Bu doğrultuda da fikriyatını şekillendir. Bunun dışına farklı bir akıl, farklı bir mantık, farklı bir yorum, farklı bir boyut ve farklı bir düşünceyle karşılaştıklarında aslan görmüş ceylana benzer bir duruma geliyorlar. Hemen kaçıp kurtulmak istiyorlar. Bu toplumlarda maalesef eleştiriye hayat hakkı tanımıyorlar.
Eleştiriye hayat hakkı tanımayan ve eleştirel bir zihniyete sahip olmayan toplumların gelişmesi, olgunlaşması çok müşkül bir vaziyettir. Analitik ve eleştirel zihinler bir toplumun gelişmesi, ilerlemesi için çok değerli bir durumdur. Çünkü bu anlayış entelektüel zenginliklere, entelektüel niteliklere ve entelektüel üretkenliklere kapı açar. Toplumun kalibrasyonu bu şekilde ancak yükselir. Yoksa tek zihniyette, tek fikirde ve tek mantaliteye mahkûm olmuş bir toplum ölmeye yüz tutar. Bu toplum sürekli yerinde sayar, kaos ve kargaşadan başka bir üretim yapamaz.
Başka bir açıdan eleştiriye rıza göstermeyen aslında henüz kendini ve çevresini tanımayan bir zavallıdır. Kibir ve mağrur olduğunun da farkında değildir. Oysa insan heybesinde olumlu ve olumsuz diye iki yanı barındırır; insan her an bu iki yönünü de sergileyebileceğini aklından çıkarmamalıdır. Yalnız olumlu yanıyla kendini gören ve böyle bakan, ayrıca eylem ve söyleminde bir başkası gibi kusurlu olma ihtimalini göz ardı eden, baktığı açı dışında bir bakış açısının olmadığına inanan ve bildiklerine kesin gözüyle bakan toplumlar ve bireyler maalesef hastalıklıdır.
Doğrularına şüphesiz güvenen, toplumlar ve bireyler gördüğü her aykırı duruma eleştiri oklarını acımasızca atar. Ne acayip ki böylesi bir toplum ve kişiler, saldırganlığının tam tersine başkalarının tepkilerine en az tahammül edendir. Onlar yanılmazlığının psikolojisi içinde durmayı tercih ederler. Kusurlarını ve eksik yanlarını ima etmek bile onları derinden yaralar. Bu nedenle, en önemli nokta olduğu gibi değil de olması gerektiği gibi bir pozisyon takınırlar. İster istemez yapmacık tavırlar içinde bir hayat yaşarlar. Her zaman güzel görünmeye şartlandığı için de başkalarının eleştirilerine asla tahammül edemezler. Böylece kendi dünyalarında en iyi olduklarını düşünüp dururlar. Oysa biraz başını kaldırıp çevresine ve dünyaya baksalar içinde yaşadığı zindanında farkına varırlar. Ve böylece bir an önce yanılmaz dedikleri zincirlerinden kurtulabilirler.
Bugün insanlığın daha ahlaki bir tarihe, ahlaki bir çağa ve ahlaki bir dünyaya ihtiyacı vardır. Bunun sağlanması içinde mutlaka eleştirel hayat hakkı konusunu önemsenmesi gereklidir. İnsani bir çağ, dünya ve toplum bütün olumsuz alanları, ilgileri ve etkileri aşarak evrensel bir insanlık bilincini oluşturması açısından da önemli bir etkiye sahiptir. Mevcut gerçekliği eleştiri süzgecinden geçirerek, adalet ve hakkaniyet zemininde sağlam bir düzleme oturtulabilir.
Eğer bugün sağlam bir eleştiri kültürüne sahip bir dünya olsaydı eminim sömürgeci, işgal ve istilaya sahip düşüncelere son verilirdi. Aynı zamanda ırkçı aklın tahakkümüne son verilecek bir bilinç ortaklığı kurarlardı. Bu anlayış da dünyanın ve insanlığın selameti için olmazsa olmazlardan olması gerekir. En azında bu anlayışın Ortadoğu’ya hâkim olmasını düşündüğümüzde Ortadoğu gibi dünya kurulduğun beri sürekli kaynayan bir kazan halinden sükût ve barışın diyarına dönüşürdü. Bu kadar çok kargaşaya ve keşmekeşe maruz kalan bu coğrafya belki de çiçekli bahçelere dönüşürdü. Bir kadının bedeninden, saçından ve kıyafetinden ziyade daha fazla mutluluk ve insanlık gündem olurdu. Yoksa tek akla, tek yoruma, tek ufka kapatılan bu Ortadoğu toplumu; teslimiyetçilik ve eylemsizliğe mahkûm bir şekilde geleneğin ipine sarılarak tarihsel sorunlu damarlarla haşır neşir olup bütün ömürlerini kırmak, dökmek ve yok etmek için çabalayıp dururlar.
Günümüzde Ortadoğu insanları sahici bir tarih bilincinden, sahici bir felsefi bilincinden maalesef uzak bir gelecek içinde hayatlarını inşa ediyorlar. Tarih açısından baktığımızda her toplumun ve her kültürün doğal olarak olumlu ve olumsuz yanları tarihin sayfalarına yansımıştır. Önemli olan bu tarih sayfalarında kalan durumları yapıcı, yönlendirici ve yol gösterici bir eleştirel akıl ile ele alıp geleceği doğru inşa etmektir. Yoksa geçmişimizin olumlu taraflarını sahiplerken ve iyi, olumlu tarafları ölçüsüz bir şekilde abartırken, olumsuz kötü tarafları ise hiçbir şekilde gündem konusu yapmamak doğru bir tarih eleştirisi ve doğru bir gelecek tasavvuru değildir.
Bugün Ortadoğu haklının düşünce, kültür ve edebiyat hayatını kim veya ne belirliyor?
Bana göre bunları belirleyen kesinlikle resmi doğrular, resmi çıkar ve menfaatler, resmi kutsallardır. Ne yazık ki toplumda doğru bir eleştiri kültürüne sahip olamadığı için ve geçmiş konusunda eleştirel bir okuma yapamadığı için aşırı idealleştirmelerden alıkoyamıyorlar.
