Yazarlarımız

Ormanlarımızı Sadece Yangınlar Yok Etmiyor…

Bu yazımı Çanakkale’mizin Gelibolu ilçesine bağlı Yalova köyünde çıkan orman yangını başladıktan sonra yazmaya başladım.

Bir taraftan karşımda yükselen dumanları görüp derin üzüntü duyarken diğer taraftan başımızın üstünde durmadan sefer yapan yangın söndürme helikopterleri ve yangın söndürme uçaklarının arı gibi durmadan çalıştıklarını izledim. Dualarımız bir an önce yangının söndürülmesidir. Tarım ve Orman Bakanının açıklamasına göre şu ana kadar 300 hektardan fazla bir alanın yandığı bunun biraz daha artabileceğini öğrendik. Çanakkale’mize bir kez daha geçmiş olsun derken ormanlarımız ve insanlarımız ile ilgili düşüncelerimi de paylaşmak istedim.

Çanakkale’den Kazdağılarının eteklerinde bulunan Yenice’ye, Yenice’den Edremit’e uzanan yollarda aracınızla ya da otobüsle yolculuk yaparken, bir orman denizinden geçtiğinizi hissedersiniz. Ve kendi adıma  orman denizinden geçerken tarif edilmez bir mutluluk duyduğumu da ifade etmek istiyorum. 

Manzarayı izlerken muhtelif aralıklarla yol kenarlarına konulmuş ve boyası iyice solmuş olan yangına karşı ikaz levhalarını görüyoruz. O an aklımıza bu ormanlarımızın bir gün yanabileceği ihtimali ile irkiliyoruz. Bu uyarı levhalarının çevresinin çöplüğe dönüştüğünü de gördükçe aklıma insanla ağaç, ağaçla doğa arasında ki benzerlikler gelir.

 İlk anda aynı ortamda yaşamını sürdüren bu iki canlı arasındaki benzerliği algılamak mümkün olmayabilir. Oysa insan ve ağaç arasında şu benzerlik vardır: İkisini de yakabilirsiniz! Birini kibritle, diğerini yanlış kararlar alarak. 

Her ne kadar insanla ağaç arasında benzerlik görsekte İnsanın, coğrafi değişimlerde önemli roller oynadığını iyi bilmekteyiz. Vicdanını kaybetmiş bir insanın kendi çıkarı için tüm değerleri yok edebileceğini de biliyoruz. Hatta devlet eliyle acımasızca ormanlarımızı yakarak olmasa da keserek yok edebiliyoruz.

Bir avuç altın madeni için ormanlarımızı keserek ve siyanürle yok ediyoruz. Kurak topraklar üzerine kentler inşa edebilmek için nehir yataklarının akışını değiştiriyoruz, ormanları biraz daha fazla ev inşa etmek için yakıyoruz, sonrada bir sel baskınında, hava kirliliğinde nerede hata yaptık diye kendimiz dışında herkesi sorguluyoruz. Bunu yaparken de “Ormanlarımız dokunmayın” diyenlere “vatan haini” muamelesi yapıldığını unutuyoruz.

Sorumlular kusura baksınlar ama ormanların yakılmasını engellemek için teneke bir levha üzerine kibrit resmi çizmekle, sorumluluk görevi yerine getirilmiş olunmuyor. Önce o sorumluluların kendilerine çeki düzen vermeleri ve ülke insanına karşı rol model olmaları gerekmektedir.

Eğer önlemler alınmaz ise, ormanlarımıza devlet eliyle sahip çıkılmaz ise çok değil yakın zamanda yeni yetişen nesle orman manzaralarını çizgi filmlerle ya da ormanına sahip çıkan ülkelerin belgeselleriyle anlatacağız. Ancak bunun vebali, sadece genç nesle ait değildir, aynı zamanda onu bu şekilde eğitenlerindir.

Ormanlarımızı korumak istiyorsak, insanımıza ormanı sevdirmeliyiz.

 Çünkü herkesin başına bir polis dikilemez.

Ormanları levhalarla değil, sadece vatandaşlarla koruyabiliriz.

Bir zamanlar ormanların “cahil köylüler” tarafından yakılarak yok edildiği söylenirdi. Bunu hayvanlarına otlak yeri açmak için yaptıkları belirtilirdi. Hasbelkader ormanda ihtiyacı için bir ağaç kesen köylü vatandaşlarımıza acımasızca cezalar yazıldığını da biliyoruz. Oysaki onlar ormanlarımızın nasıl korunacağını hepimizden daha iyi bilen insanlardı. Keseceği her ağacı da en ince ayrıntısına kadar hesaplayan insanlardı..

Yok olan ormanların yerine dikilen evleri, villaları, yazlıkları, otelleri, tatil köylerini görünce, acaba hangi “cahil” köylü tarafından bunların tasarlanıp inşa edildiği sorusuna da cevap aramamız gerektiği aklıma takılıyor.

Evet, yanan her ağacın, her ağaçla beraber yanan her orman canlısının acısını içimizde hissediyoruz. Kahroluyoruz. 

Ormanlarımız yanarken Tarım ve Orman Bakanı anında olay yerine gelebiliyor.

Devleti yönetenler üzüntülerini yüksek ve buğulu sesle dile getirebiliyorlar. Gözyaşı dökebiliyorlar. Ama ne yazık ki bir avuç maden için on binlerce, yüzbinlerce ağaçlar kesilip ormanlarımız çöle dönüştürülürken bir tek devlet yetkilisinin olaya yerine gelipte “burada neler oluyor” dediklerine şahit olmadığımız gibi, ormanlarımıza sahip çıkanlara da “vatan haini” muamelesi yaptırdıklarını da biliyoruz.

Ormanlarımız sadece yangına karşı değil her türlü vahşete karşı korunmalıdır. Korunduğunu iddia ediyorsanız ise Kazdağlarının çöle nasıl dönüştüğünü görün bu bile yeterlidir.

Ben şahsen orman yangınlarında gözyaşı döken yetkililerin gözyaşlarının samimiyetine inanmıyorum. Bunların timsah gözyaşları olduklarına inanıyorum. Orman sevgisi sadece yangınlarda gösterilmemelidir. Ormanlardan bir dal kesildiğinde ayağa kalkabiliyorsan sen o zaman ormanları sevdiğini söyleyebilirsin.

Kısacası ormanlarımız sadece yangınlar yok etmiyor. Ormanlarımızı maden şirketleri daha çok yok ediyor. Gelin hep birlikte yangınlarda dur diyelim, ağaç katillerine de dur diyelim!

Yangına karşı paslı levhalarda ki kibrit uyarısı kadar orman katliamlarına karşıda ormanı yok eden kesim motorları üzerine çarpı işareti koyarak maden şirketlerini uyaralım. Hem de devlet eliyle..

Bir kez daha, hem kesilip yok edilen ormanlarımız için hem de yanan ormanlarımız için geçmiş olsun Çanakkalem!

Ali Galip AKYILDIRIM

Eğitimci/Yazar

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı