Yazarlarımız

“O Mahur Beste Çalar Müjgânla Ben Ağlaşırız”

 “Hayatlarının baharında darağaçlarına gönderilen bu ülkenin gençlerine”

Atilla İlhan’ın  okumaktan bıkmadığım şiirinin  en can yakan noktasıdır “O mahur beste çalar müjgânla ben ağlaşırız” mısrası..

Bu ülkede genç ölümleri düşünerek yazıma başlarken bu mısralar duygularımı yansıtmış oldu.. 

Her ölüm geride kalanlar için sessizliktir, her kalpte bir mezardır..

Her ölümle içimizden giden bir şeyler vardır..

Ve her ölümle  geride “kederli bir yalnızlık” kalır..

Bu yazımı bu duygularla yazdım.

“Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız

O mahur beste çalar müjgânla ben ağlaşırız

Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız

Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız

O mahur beste çalar müjgânla ben ağlaşırız”

O gençler neden susturuldu, neden darağaçlarına gönderildiler hiç düşündünüz mü?

Onların umutlarını heyecanlarını, ideallerini kimler gömdü biliyor musunuz?

Bu ülkenin sahipsizliğinden payınızı alır mısınız her suskunluğunuzla?

Bu topraklarda haksızlığa uyanan insanları derin bir uykuya itekleyen kimlerdi?

Kimlerdi sizleri derin uykudan uyandırmak isteyenler?

Biliyor musunuz?

Boyunlarından darağaçlarına çekilenler, ne çektiyse sizler için çekti.

Bilin artık bu gerçeği!

Hatırlar mısınız zaman zaman o gençleri?

Pişmanlık duygusuyla sessizliğinizi bozduğunuz oldu mu hiç?

Olmadıysa eğer vicdanınızı bir daha gözden geçirin.

Her şeyi karanlık gösteren gözlükleri vardı halka adanmamış politikacıların, acımasız emirleri.

Halka adanmamış politikacıların çıngıraklı zehirleri…

Kirlenmek için kullanıyorlardı hayatı.

Oldum olası nefrettiler, kirdiler, pastılar.

“Bir sizden bir bizden” diyerek suları yükselttiler yasaları alçalttılar.

Aslan gibi gençleri, sorgusuz sualsiz astılar.

O gençler ki; yürekleri ellerinde, güneşe koşuyordu.

O gençler ki, o gençlik ateşi ile “Bağımsız Türkiye”

Ve “Milliyetçi Türkiye” diye çırpınıyorlardı.

Ama sağ göz sol göze düşman edilmişti.

Yüzleri, gülüşleri, duruşları yaşamaya yakışan yaralarını balçıkla sardılar.

Onlar dündüler, bugündüler, yarındılar.

Başkaldırdıkça arındılar günahlarından.

O gençler ki; geleceğin çocuklarına mirastılar.

Son isteklerini bile yerine getirmediler üstelik.

Sağ gözü sol göze düşman edenler;

Nefret tohumları ekerek,

Ve “Bir sağdan bir soldan” diyerek,

Aslan gibi gençleri sorgusuz sualsiz astılar.

Veda kokan mektuplarını bile onlarca yıl sonra verdiler gözü yaşlı analarına..

 Bu gençler ki, “Bağımsız Türkiye ve Milliyetçi Türkiye diyerek”

Ölümüne savundular, ülkelerinin bağımsızlığını.

Sanki bu günleri hissetmişler gibi…

“Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine.” Diye haykırarak,

Kısa ama onurlu bir yaşama gönül verdiler, emek verdiler, bu uğurda can verdiler.

Bütün dünya saygı duydu onurlu duruşlarına. Darağaçlarına sarsılmadan gidişlerine.

Tarihe not düşen mektuplar bıraktılar geride.

Hafızalardan silinmedi izleri.

Amerika, Çin ve Rus emperyalizmine karşı çıkanlar dünyanın her yerinde tanırlar o gençleri..

O gençler günümüzde bile nerede zulüme uğrayan varsa onların sesidir. Zindanların güneşidir. Onlar Çin’de zulüm gören Uygur Türklerinin sesidir, onlar ADB emperyalizminin kan akıttığı her yerde direnişin sesidir.

Bu nedenle ölümsüzleştiler

Ve biz büyüdük, yaşlandık ama onlar hep o yaşta kaldılar..

Çünkü “cellatlarından uzun yaşar kahramanlar.”

Hem toprağın kalbinde..

Hem insanlığın kalbinde.

Hem İtibarıyla hem de huzur içinde…

O gençler asılmasaydı…

Bugün Türkiye daha aydınlık olurdu.

Daha namuslu, daha yürekli.

Ve kesinlikle daha özgür.. Daha ne olsun!

Unutmayın; Bir gençlik talanından onların bakiyesidir bizlere kalan.

Ama o yürekli gençleri mumla arasanız bile bulamazsınız artık.

Gerçek suçlular mahşere kadar günahlarını boyunlarında darağacının ipi gibi taşıyacaklar.

Çünkü ilahi adalette zaman aşımı yoktur.

 Bir ucu “Bağımsız Türkiye” diğer ucu “Milliyetçi Türkiye” diye haykıran, ortak payda da “Tam Bağımsız Türkiye” isteyen ve bunun için idealleri uğruna korkmadan darağaçlarına yürüyen gençlerimizi rahmet ve sevgiyle anıyorum.

“Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı

Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı

Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı

Gittiler akşam olmadan ortalık karardı”

Ve her gencimizin darağacına yürüdüğünün yıldönümünde “müjgânla ben ağlaşırız”

Bir daha bu ülkede sağ gözün sol göze düşman edilmemesi dileğiyle…

 Ali Galip AKYILDIRIM

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu