Fuat SÜMELİYazarlarımız

İslamiyet ve Adalet

Vivense Mobilya ve Ev Dekorasyonu

Adalet her dinde ve her sistemde çok önemli görüldüğü gibi İslam dininin de çok değer atfettiği ve önemsediği bir konu olmuştur.

Arapça bir kelime olan adalet; bir şeyi yerli yerine koymak anlamında kullanmıştır. Bu durumda adaletin zıddı olan zulüm ise bir şeyi yerinden etmektir. Bu bakımda adalet: Allah’ın hikmet ile her şeyi yerli yerinde yarattığını ve insanların hiçbir şeyi yerinden etmemesi gerektiğini anlatmış oluyor bizlere. Zaten hakkı gözetin talebi de buna tekabül ediyor.

Mesneviyi okuyanlar da adaletin bu tarifine denk gelmişlerdir. Mesnevide geçen adalet izahlarını bir kaçını şu şekilde sıralayabiliriz:

“Adalet Nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikeni sulamak. Adalet bir nimeti yerine koymaktır, her su çeken tohumu sulamak değil. Zulüm nedir? Bir şeyi yerinde kullanmamak, yeri olmayan yere koymak. Bu da ancak kötülüğe kaynak olur…”

Gene aynı şekilde başka bir yerde:

“Adalet Nedir? Bir şeyi layık olduğu yere koymak. Zulüm nedir? Layık olmadığı yere koymak”

Bu sefer örnek vererek tarif ediyor:

“Adalet, her şeyi layık olduğu yere koymaktır. Ayakkabı ayağındır, külah başın.”

Bu dizelerde de anlaşıldığı gibi İslamiyet’te adalet daha çok ölçü, denge gibi manalara gelmektedir. Yani özet olarak adâlet şu demek: hak yememek, dengeyi gözetmek, itidalden ayrılmamak, doğru yoldan sapmamak, her şeyi derecesinde ve aşamasında tutmak, hak ve göreve uymak, hak sâhibine hakkını vermek, her şeyde ziyade ve noksan, kusur ve taşkınlık olmaksızın eşitlik gibi insani ve sosyal değerlerin bir bileşkesidir.

Bu açıklamalardan sonra şimdi pencereyi açıp Müslümanların yurtlarına bir bakalım, ne kadar bu ölçülere uymaktadır. Eğer baktığım pencere kirli ve karanlık değilse ve gözlerimde iyi görüyorsa; gördüğüm şey pek iç açıcı görünmüyor. Müslümanların karneleri haksızlıklarla, adaletsizliklerle, hukuksuzluklarla doludur.

Her cuma imamlar tarafından hutbe sonunda Müslümanlara telkin edilen adâlet kavramı insanları iman, amel, ahlâk, söz, fiil ve davranış açısından öğüt verilmektedir. Bu konuda Kur’an da insanlara âdil olmalarını ısrarla, önemle tavsiye etmiştir, sadece tavsiye etmekle kalmamış adâleti emretmiş. Bununla beraber yargıda, sözlerde, sözleşmelerde, tanıklıkta kısaca her şeyde adâleti istemiştir.

Bugün “Adalet mülkün temelidir” sözü ülkemizin her yerindeki adliye binalarında ve duruşma salonlarında asılıdır. Ve her zaman tüm cumalarda Nahl süresinin 90. Ayetinde geçen o ilke ayeti okunur: “Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı emreder ….” Tüm Müslüman yazarların eserlerinde en çok adalete yer verilir.

Neden bütün bunlar, Müslüman ülkelerde adaleti gereken ve hak ettiği konuma getirememiştir?

Neden hakkı ve adaleti yerinden edip yerine zulüm konulmuştur?

Neden dini adalet sağlanamıyor ve adaletin sözüm ona temsilcileri binlerce parçaya ayrılmak zorunda kalıyor?

Neden sosyal adalet sağlanamıyor ve sosyal adaletin gereklerinden olan: yoksulluk, insan hakları ihlalleri, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği, savaş ve iç çatışmalar, kadın-erkek eşitsizliği, göç ve ırkçılık gibi sorunların oluşturduğu eşitsizliği ortadan kaldırmayı hedefleyen temel olguya dönüşememiştir?

Neden yasa koyan ve uygulayan siyasal otorite siyasal adaleti sağlayamıyor?

Neden ekonomik adaletin temel sorunsalı olan iktisadi faaliyetin getirdiği nimet ve külfetlerin adil dağılımı olan ekonomik adalet prensibini gerçekleştiremiyor?

Neden hukuki adalet, her şeyin adil ve doğru ölçüsü olan adalet ilkesine gereken hizmeti sağlayamıyor?

Neden davranışlarımızın iyi ve kötü değer yargısına yardımcı olan ahlak için ahlaki adalet sağlanamıyor?

Bu sorular birçok boyutu ile tartışılacak nitelikte sorular ancak; kısa bir cevap vermek gerekirse: Her yere adaleti asan Müslümanlar maalesef adaleti yere indirememiş ve sürekli diline pelesenk ettiği adaleti gönlüne, eylemine, fiiline ve hayatına yansıtamamıştır. Hep havada asılı ve dilinde pelesenk ama hayatında yaşamında ise kimsenin uğramadığı uçsuz bucaksız kuş uçmaz kervan geçmez yerde duruyor. Oysa adalet, aklımızda ve melekemizde ilke olup hayatımızda ve yaşamımızda değer üretilmesi gereken bir ahlaki kurallar manzumesi olmalıydı.

Kitaplarının buyurduğu aşağıdaki adalet ilkelerine göre yaşayabilirlerdi:

“İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmediniz.” Nisa 58

Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın ve yakın akrabanızın aleyhinde bile olsa, Allah için doğru dürüst şahitlik yaparak, adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun! Hakkında şahitlik yaptığınız kimse zengin de olsa fakir de olsa böyle davranın. Nisa 135

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin! Adaletli olun; takvaya en uygunu, en yakışanı budur. Maide 8

… Hüküm verecek olursan, aralarında adâletle hükmet. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever. Maide 42

Şüphesiz ki Allah adaletli davranmayı, iyilik yapmayı ve akrabayı görüp gözetmeyi emreder. Her türlü hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. Düşünüp ders almanız için size böyle öğüt verir. Nahl 90

Buna benzer daha birçok ayette adaletin önemine izafeten ayetlere yer veriliyor. Ziyadesi yok şimdilik bu ayetler meramızı anlatacak yeterliliktedir.

Şu bir gerçek: Özellikle bizim gibi, birey olmayı başaramamış, bir düşünceye sahip olmayan ve bir fikri gelişim göstermeyen, kendisine çizilen dar kalıpların içine hapsolmuş, bütün ufku, bağı, bostanı, ailesi, kahramanları, sultanları, tarikatı, dini, milliyeti ve yaşadığı coğrafyadan ibaret olan toplumlar için; İslamiyet’in emrettiği adalet yeterli düzeyde anlaşılmadığı için maalesef bugün bir reçete, bir ilaç, bir hayat kılavuzu ve cehalet kovucu ilke olarak faydalanamıyor.

Turyap Biga Zirve

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu