Yazarlarımız

“Hava Kurşun Gibi Ağır”

Bizim gençliğimizde genellikle hepimizin bir günlüğü ya da hatıra defteri olur ve onun sayfaları arasına sıkıştırdığımız şiirler dururdu.

Lise yıllarımda benim de en çok sevdiğim Edgar Allan Poe’dan “Annabel lee..” adlı şiirdi.

Bana göre bir deniz ülkesinde yaşayan birisinin çocukça sevdasının şiiriydi..

En temiz duyguların, mahşere kadar sürecek özlemini anlatırdı.

Edebiyat dersinde öğretmenim bu şiiri hep bana okuturdu.

Biz o yıllarda kirlenmemiş duyguların en temiz sevdalarını yaşardık.

Lise yıllarında Şemsi Belli’nin “Güz Çiçeği adlı kitapçıkları bir sevdanın ve sevginin nasıl olması gerektiğini anlatırdı. Başucu kitabımdı. Hafızamda kalanlarıyla hala öyle..

Evet, senelerce önceydi, o zaman televizyon yoktu, sonraları tek kanallı siyah beyaz televizyonlarımız oldu ama gazetelerimiz vardı ve gazetelerimiz yürekliydi tıpkı insanlarımız gibi.

Ülkemiz deniz ülkesiydi, limanlara rüya taşırdı gemiler…Ülkemiz tarım ülkesiydi dünyayı doyurmak için buğday taşırdı aç ülkelere..

Sevda yüklü kervanlarımız vardı.

Aşk, gecelik değil ömürlüktü.

O yıllarda bana göre hayatın sırlarını bulduğum bir şiirdi Annabel lee…

Sevdanın anadiliydi.

O zamanlar su gibi tertemiz ömürlüydü çocuklar, sofralar bereketli…

Patiskaya gül işlerdi annelerimiz, komşular birbirine kardeş bakardı.

Katillerle, hırsızlarla, soysuzlarla barışık yaşayan düzen kurulmamıştı henüz.

Eski bir balıkçı feneriydi Annabel lee, yaşayan sevdaları işaret eden.

Bizi mum gibi titreten sevdaların rehberi Güz Çiçeği..

Gerçek aşkın aşkların ta kendisi “Gün ışığı suya vurmuş sen yoksun” diyen dizler..

Geceleri sokak lambasından ilham almak, ıslık çalmak pencere önlerinde..

Delikanlı düşlerin mahallelere egemen olduğu yıllardı..

Ve ben o yıllardan gelmekten gurur duyuyorum.

Ne yazık ki bu ülkede elmaya giren kurt, elmayı çürüttü.

Camiye giren siyaset, ülkeyi böldü.

Eve giren magazin, aşkı öldürdü.

Ve Annabel lee manken oldu…Güz Çiçeği her mevsimin çiçeği oldu..

Aşkın berbat temsilcilerini teşhir eden televizyonlar, ne şiirin kutsallığını bıraktı, ne sevdanın ölmezliğini.

Şimdi, şehrin arka sokaklarında kaybolan bir ömrün işçileriyiz.

Sözlerin yalanı, gözlerin yılanı itibar görüyor.

Oysa düşlerimizin geliniydi Annabel lee, rüyalarımızın sevgilisi.

Şimdi “sentetik düşlerin” ucuz kahramanlarıyla, ne şiirlerin tadı var artık, ne ölümsüz sevgilerin.

Kolay ölümler için kılını kıpırdatmayan acımasız politika, yüreklerimizi kuruttu.

Biz Annabel lee’yi unuttuk.

Annabel lee bizi unuttu…

Güz Çiçeği bir daha açmamak üzere kuruyup gitti..

Öyle bir haldeyiz ki; Hukukumuz sizlere ömür.

Mecliste sabaha karşı savunmanın kutsalı olan “Barolar” bile bilmem kaç parçaya bölündü.. Hem de vekiller eliyle..

Huzurumuz darağacında.

Birlik ve bütünlüğümüz can çekişiyor.

Asker ve sivil harbinde, tüm zamanların rövanşını alındı, şimdide birileri ülkenin geleceğini almak için çırpınıyor…

Bağımsız gazetecilik sizlere ömür.

Türkiye’de yazılmayanları, yabancı medya yazıyor.

“Türkiye felaketin eşiğinde” diyor.

Bizlere tehlikeyi işaret ediyor.

Gözler kör, kulaklar sağır..

Hayırlara vesile olsun!

Ülkemiz huzursuz, insanımız huzursuz,

Kimsenin kimseye güveni kalmamış..

“Hava kurşun gibi ağır” misali…

Merhamet devri bitmiş, Firavun devri başlamış gibi…

Geleceğe dair bir çift söz dahi konuşulmuyor.

Sanki tüm zamanların rövanşı alınıyor.

Sağ göz sol göze düşman gibi bakıyor.

Bizim basın bildiğiniz gibi,

Yabancı basın “gidişat iyi değil” diye yazıyor.

Avrupa ve Amerika kına yakıyor ellerine.

Cümle âlem birbirine dargın.

Diller küfür kıyamet.

Ayıp olan şeyler artık ayıp değil.

Sadece Allah’a güveniyor insanlar. Yönetenlere değil..

Bu kadar işsiz ve aç insan varken, memleketin hangi meseleler içinde çürütüldüğünü hepimiz görüyoruz.

Bizim insanlarımızın kardeşliği, dostluğu kimselerde yoktu, ama elmaya kurt girdi bir kere diye düşünüyorum.

Söylemlerin, eleştirilerin, siyasetin dili bozuk.

Hakaret kokuyor her kelime.

Herkes bir birine soruyor Ne olacak bu memleketin hali?

Düşünüyorum da…

Donuk gözlerle seyrettiğimiz bu film ne zaman bitecek?

Bütün ışıklar söndükten, yapacak bir şeyler kalmadıktan sonra mı?

Ali Galip AKYILDIRIM

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu