Yazarlarımız

Halk Kahramanı Efeler

Haberi buradan dinleyebilirsiniz...

“Derler ki; nerede zulmün karşısında dikilen bir yiğit varsa, nerede bir zalimin defteri dürülmüşse oradadır efeler. Onlar yarattıkları değerlerle ölümsüzdür. Onlar umutların bittiği yerde, vatan topraklarının sahipsiz olduğunun sanıldığı yerde, top ve tüfeğin susturulduğu yerde dağ başında yükselen bir güneş olmuşlardır.”

Efe demek; cennette ki yasak meyveyi aşkı uğruna yiyen Âdem’in cennetten sürgün edilmesi gibi, bozuk düzene, haksızlığa, adaletsizliğe karşı çıkan ve vatan topraklarını en büyük aşk bilip, o kutsal vatan topraklarının kirli ayaklar tarafından kirletilmemesi için, cennet ovalardan dağlara kendi sürgününü gerçekleştirmenin adıdır.

Efelik; yiğitlik, mertlik, yardımseverlik ve fedakârlık üzerine kurulmuş bir yaşamın hikâyesidir.

Efe, zulüme, haksızlığa başkaldıran, fakir fukarayı koruyup gözeten, zalimlere korkulu rüya olan, ulusal çıkarları, her şeyin üstünde tutan, gerektiğinde yurt savunmasına koşan yiğittir.

Efe, Kurtuluş Savaşında Kuvayı Milliyedir, yeri geldiğinde halkın haklı sesidir. Kurtuluş Savaşında kahramanlıkları ve yararlılıkları anlatılmakla bitmez efelerin.

“Biz yürüyelim millet arkamızdan gelir” diyen ve düşmana karşı kızanları ile beraber yürüyen, bu yürüyüşle beraber düşman işgaline karşı sivil direnişi başlatan Yörük Ali Efe’yi hatırlamamak olur mu?

Efe, halk uğruna adanmış bir ömrün adıdır. Kendisinden sonra geleceklere yiğitlik ve mertliği yeminiyle ve gösterdiği davranışlar ile yiğitliğin gereğini yazısız kanunlar olarak aktaranların adıdır.

Heybetinden korkulan bir efsaneydi onlar; efe sinirlenip te gürledi mi yer gök inlerdi sesinden.

Yaptığı her güzel işte mazlumun duasını alan, yoksulun hakkını arayan, zalimden hesap sorandı onlar.

Haksız zalimin karşısında merhametsiz, güçsüzün karşısında, yufka yürekli olurdu efeler.

Fakir fukara babası, haksız kazançla zengin olanın korkulu rüyası efeler.

Günümüzde bile özlemi duyulan adalet avcıları efeler.

Gün oldu haklarında fermanlar çıkarıldı. İşte o zaman yollarını dağlara çevirdiler, “ferman padişahın ise, dağlar bizimdir” dediler.

Bundan dolayı da dağların sahipleri idi onlar. O yüzden “efe yatağı” denirdi dağlara.

Haksızlık bela olunca halka ve haklıya, ya sineye çekilirdi ya da dağdaki efeye bir selam gönderilirdi.

Haksızlığı sineye çekmeyecek kadar onurlu, zalime meydan okuyacak kadar cüretli olan efeler, ya bu dünyayı dar ederlerdi kendilerine ya da dar ederlerdi zalime.

Ne zaman ki bir konak yansa, ne zaman ki bir çiftlik basılsa ne zaman ki zalimin yolu kesilse, yoksul köylü bilirdi ki bu kendilerinin intikamıdır.

Halkta o yüzden kapılarını sonuna kadar efelere açarlardı.  Sevgilerini kuruşun işlemesin diye efesine dua yapar efenin boynuna takarlardı.

Ölümsüz olarak bilinirdi efeler halk arasında.

Çünkü onlar sonsuzluktan gelip sonsuzluğa gidenlerdi, çünkü onlar Âdem misali bir aşk uğruna, bir sevda uğruna kendini sürgüne gönderenlerdi.

Zaten hiçbir halk, kahramanının fani olduğuna inanmaz ki.

Zaman zaman herhangi bir dağın tepesinde kıstırılmışsa Çakırcalı, bir başka dağdan haber gelirdi; ”asıl Çakırcalı burada” diye. Zaptiye, ”Demirci efeyi kuşatmada vurduk” derken gülümsemişti dinleyenler; ”işte şu belden geçti biraz evvel” demişlerdi.

Derler ki; nerede zulmün karşısında dikilen bir yiğit varsa, nerede bir zalimin defteri dürülmüşse oradadır efeler. Onlar yarattıkları değerlerle ölümsüzdür. Onlar umutların bittiği yerde, vatan topraklarının sahipsiz olduğunun sanıldığı yerde, top ve tüfeğin susturulduğu yerde dağ başında yükselen bir güneş olmuşlardır.

Bu topraklar yedi düvelin işgaline uğradığında dağlar efelerin sesleriyle irkildi. Bu toprak bu vatan onlarındı. Vatan namustu, Namus elden gittikten sonra yaşamın ne anlamı olurdu ki. Onlar dağların ve yolların en kuytu köşelerinde pusuya yattılar. Düşmanı denize kadar kovaladılar. Türk’ün ay yıldızlı bayrağını canları pahasına en yüksek tepelere diktiler. Çünkü onlar efeydi. 

Günümüzde bile haksızlığa uğrayıp hakkını arayamayan, derdini anlatamayan yoksul ve çaresizler, dağların doruklarında hala efelerin yaktığı ateşi gördüklerini sanırlar. Hala derin ormanlarda efelerin ayak izlerini ararlar.

Efeler hem bu vatanın, hem insanların kurtuluşuydular. Bundan dolayıdır ki, insanlarımız ne zaman bir efe türküsü duysalar, ne zaman bir efe öyküsü dinleseler, sorunlarının çözüldüğünü hissederler. Eğer bir de haksızlığa uğramışlarsa, hala efelerle hesap soracaklarını sanırlar. Nerede zulmün karşısına dikilen bir yiğit varsa bilin ki efeler oradadır. Selam olsun geride namları ve türküleri kalan o halk kahramanlarına.

Ali Galip Akyıldırım

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu