Yazarlarımız

Geleceği “Z Kuşağı” Belirleyecek

Haberi buradan dinleyebilirsiniz...

Çok genç bir nüfusa sahip olmamıza rağmen gelecekten kaygılı ve umutsuz bir genç kitleye sahibiz.

Ve de en önemlisi gençlerin çok kolay harcandığı bir ülkede yaşıyoruz.

Ülkeyi yönetenler gençlerin heyecanlarını ve geleceğe dair beklentilerini anlamak istemiyorlar.

 Tepkileri  “isyan” olarak algılanıyor.

Sokakta hak arayanlara, iş isteyenlere, sistemden şikâyetçi olanlara, haksızlığa karşı çıkanlara neredeyse “terörist” damgası vuruluyor..

Düşüncelerini yaşamın bir parçası haline getirmiş ve babalarından farklı yaşayan gençler sevilmiyor.

Bizim gibi düşünsünler, bizim gibi yaşasınlar istiyorlar.

Onların her şeyi bazılarına göre aykırılıktır.

Ruhlarını köreltip, içlerine hapsettiklerinde “sorumsuzluk” damgasını acımadan vuruyorlar.

Aslında kabul etsek de etmesek de; gençlik, ruhun bedene, bedenin düşünceye, düşüncenin kendisini anlamayanlara verilen tepkinin, yanlış anlaşılmanın ve yanlış anlaşılan bir başkaldırının adıdır.

Başkaldırı diyorsak bu çocukluktan gençliğe geçişte değişimin adıdır.

Çünkü her değişim sancılı olur, çünkü her değişim yeri geldiğinde meydan okumaları beraberinde getirir.

Çocuk denilecek yaşlarda her şeye “evet” demesini beklediğimiz o çocuğun yerine artık her şeyi sorgulayan yep yeni birey vardır.

Kendisini kabul ettirmesi için de ruhunda bir asilik vardır.

Genç olmak, umut dolu olmaktır.

Genç, yüreğinde ve duyguların da hep yeni umutlar ve beklentiler taşır.

O umutları, hayalleri ve beklentileri yaşamak ister.

Büyükleri tarafından anlaşılmak ister.

Genç, hataları ile kabul görmek ister.

Yaptığı bir hatanın ömür boyu kendisi ile yaşamamasını ister.

Gençlik duygusu ile yanlış kararlar alsalar dahi o kararların sonuçları ne olursa olsun o kararların sonuçlarının bir deneyim olarak görülmesini ister.

Genç, anlaşılmak ister, iş ister, üretmek ister, çalışmak ister, beyin ve fizik gücünden yararlanılsın ister, zamanı geldiğinde yönetmek ister, ülkesini daha ileriye taşımak ister, aile olmak ister, saygın bir toplumda saygın birey olmak ister. İsteklerinin gerçekleşmesi için mücadele eder.

Çünkü gençten hem ailesinin, hem kendisinin hem de çevresinin beklentileri vardır. Çünkü genç herkes için bir umudun adıdır.

Gençlik, yanlışlığı ve haksızlığı kabul etmediğinden, bunları düzelteceğine inandığı için, kullandığı yöntemlerden dolayı  “asi”liğin adı da olsa aslında “asi” olan kendisi değil damarında dolaşan kanın deliliğindendir asiliği.

Bundandır ki gençlere “delikanlı” denilmiştir.

Genç yeri geldiğinde alınmayacak risklerin alındığı bir dönemin, dünyaya meydan okumanın, beğenilmenin ve takdir edilmenin adıdır.

Genci anlamak olgun kişinin kendi gençliğine saygısı demektir.

Gençlik zamanında yaşanmamışsa bir daha geri gelmemenin adıdır.

Genci anlamak için “bir zamanlar bizde gençtik” sözünü söylüyorsanız o zaman gencin hakkını vermeniz gerekir, genci anlamanız gerekir.

Yok, yaşanmamış bir gençlikse sizin yaşadığınız o zamanda genci değil de kendinizi sorgulamanız gerekir.

Kabul etmeliyiz ki, bazı yaşlılar, orta yaşlılar, seçim meydanlarında gençlere bağırıp kızanlar, prostatlılar, gençlerden korkuyorlar.

Hatalarını yüzlerine vurmalarından, onların cesaretinden, bilgisinden, gelişmelerinden korkuyorlar.

Tek tip genç yaratmak istiyorlar. Bunu başarmak içinde içtiklerine, yediklerine, saçlarına, kıyafetlerine, arkadaşlıklarına ve özel hayatlarının her şeylerine karışıyorlar.

Gençleri anlamayanlar onların geleceğine ışık tutmak yerine onları susturmayı tercih ediyorlar. Hemen yaşlanmalarını, kendilerinesaygı göstermelerini bekliyorlar ama kendilerinin gençlere sevgi ve saygı göstermediklerinin farkında bile değiller.

Sevmiş olsaydılar, üniversiteler de düşüncesini açıklayan, protesto gösterisi yapan gençlerin üzerine polisimizi göndermezlerdi.

“Yurt bulamıyoruz, barınamıyoruz” diye parklarda yatan geçler polis zoruyla gözaltına alınmazdı. Sorunları çözülürdü.

Devlet gençlerinden korkmamalı. Onlara güvenmeli. O güveni gençlere hissettirmeli ve demokrasiyi bu şekil öğrenmelerini sağlamalıdır.

Allah bir daha göstermesin, ülkemiz de devlet geçmiş yıllarda da gençlerinden korktu gençlerini astı.

Gençlerin okuduğu kitaplardan korktu kitapları yaktı.

Parasız eğitim isteyen gençler hapishanelere gönderildi.

Bu günde değişen fazla bir şey olmadığını söyleyebiliriz.

Kısacası gençlerin dünya görüşlerinin kendi görüş alanının dışına çıkmasına izin vermiyorlar.

Bilinmelidir ki…

Gençleri anlamamak, umutsuzluğa sürüklemek, onlara şiddet kullanmak, acımasızca eleştirmek ülkenin geleceğine dinamit koymaktır.

Unutmayalım ki bizler ne ekersek onu biçeceğiz.

Eğer yeni kuşak gençler tepkilerini sosyal medyada mizahi bir dille ifade etmeye çalışıyorlarsa onları anlamanız lazım.

Lütfen anlayalım gençleri, onların önündeki tehlikeleri, riskleri biz kaldıralım.

Bırakalım doya doya yaşasınlar gençliklerini.

Yaşasınlar ki kendilerinden sonra gelecek gençleri daha iyi anlasınlar diye.

Ülkemize umut olsunlar diye.

Geleceğimiz “Z Kuşağının” belirleyeceğini de unutmayın.

 Ali Galip AKYILDIRIM

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu