Lütfi ÖZGÜNAYDINYazarlarımız

Doğa, Tarih, Değişim Ve Gelişim…

Biga’nın geçmişini/değişimi anlatmak istedim. Bu topraklar has tarım mekanları; toprak insanın çabası ile nice ürün veriyor. Köyler de sadece tarım değil hayvancılıkta önemli… Et, süt ve ürünleriyle geçmişte tanınan bilinen bir ilçe.

İnsanlar İstanbul’da halen Biga / Gerlengeç domatesinin tadını arıyor. Değişim dedik ya manşete, köylü onca zahmetle yetiştirdiği domatesle kazanamayınca, domates gitti çeltik geldi. Değişim var tarımsal üretimde. Geçmişte yoğun hayvancılık sonun da Gönen’de olduğu gibi Biga’da da dericilik bir başka geçim kaynağı olmuştu… Deri atölyeleri var kıyıda köşede. Dericilik daha çok Gönen’de yoğunlaşırken, Biga ev gereçlerine yöneliyor. Mobilyacılık gelişmeye başlıyor, atölyeler kuruluyor. Köylülerin bu sektörün gelişmesinde katkısı büyük. Hasat sonlarında ilçeye inen köylüler düğünleri için yeni mobilyalar alarak bu sektörü geliştiriyorlar. İyi paralar kazanıyor mobilyacılar. Hatta yörede kuruluşunu hep merak ettiğim bütün Türkiye’ye mobilya gönderen Doğtaş kuruluyor. Doğayı ve tarımı unutmamışlar, “Doğtaş” adını vermişler. Deniz kıyısına gelen/kurulan yeni fabrikalarla sanayi gelişiyor. Tarım geriliyor. Ve en önemlisi kırsal kesimden kentlere iniyor gençler. İşte tam buradayız. Yani değişim ve dönüşüm sürüyor. Tarım geriliyor sanayi gelişiyor. Biga’daki tarım olgusu için geç kalmadan üretimin azalmaması için çaba vermek gerekiyor. Gençleri köylerde tutmanın yolunu bulmak, düşünmek gerekiyor. Modern tarıma geçilmeli birleşerek üretim yapılmalı. Köylülere öncülük edilmeli. Biga’nın özel ürünlerinin devam etmesi için ilgili kurumlar çaba vermelidir.

Turizmde yeni bir olgu, değişimin başka bir alanı olur mu?

Turizmde köylünün tarlalarını, deniz kıyısında kurulan yazlıkların inşaası için vermesiyle yeni bir alan yeni bir değişim başlıyor; “Turizm” sadece yazlıkçılar için yapılan konutlarla başlayan turizm olgusu, kentin gelişmesine katkı sunuyor. İnsanlar Biga’ya inip ihtiyaçlarını alıyorlar, o kadar. Gerçekte yörenin turizm olgusunu ön plana çıkaracak tarihi ve turistik mekanlara gereken ilgi gösterilmiyor/tanıtım yapılmıyor. Aslında Biga’nın iki tarihi kenti çok önemli ve kültür turizmi için yöreye büyük katkılar sağlayabilir. Geçtiğimiz yaz Parion’a giderken Kemer köyünün girişinde adeta kendimi Boğaziçi’nde sanmıştım. Öylesine güzeldi ki… Evler Boğaziçi’ndeki yalılar gibiydi.

Bu yazıyı Bigalı bir okurumun Karabiga fotoğrafıma yazdıkları için yazıyorum. O kadar güzel anlatmış ki sözünü ettiğim değişim ve dönüşümü. Biga için özellikle Biga Belediyesi’nin katkıları ili yapılmış kitaplar var. Ancak kültürel, sosyal açıdan ilçe merkezinin değişim ve dönüşümünün anlatıldığı bir kitaba rastlamadım. Bu değişim ve dönüşüm tarihi değerlendirmeler kadar önemlidir. Sosyal, kültürel, ekonomik değişim ve dönüşümü anlatmak gerekiyor. Bunu da Biga’nın kültürel kurumları ve Bigalı yazarlar yapmalıdır.

Renan Kaya’nın Yazdıkları…

Karabigalı okurum Renan Kaya’nın yazdıklarını okuyun bakın ne güzel anlatmış Karabiga’nın geçmişini. İnsanın gönül teline dokunan cümleler… Teşekkürler Renan Kaya… İşte onun yazdıkları:


“Ben Biga doğumluyum, Karabiga’da büyüdüm… Çocukluğum 12 oda bir sofa olan ve sonradan maalesef yanarak kül olan Kırmızı Hanlar ‘da geçti… Deniz kenarında konumlanmış Karabiga’nın simgesi olan bu muhteşem binanın ortası kocaman kare bir avlu idi, iki kenarında yalaklar vardı, kedimiz iri bir (erkek)Sarman’dı, fareleri avlamakla görevliydi… Kikirik İbrahim amcanın at arabası gündüzleri saman taşırdı hiç aksatmadan, geceleri denizden esen tatlı rüzgâr alt kattaki Gündüz ‘ün meyhanesindeki kocaman kuşkonmazı sallardı.. Haftada iki kez posta vapuru gelirdi, camdan vapurdan çıkan yolcuları seyrederdim… Karabataklar öyle çoktu ki onlara halk dilinde mıkır denirdi… Ağızlarında balıklar dalıp dalıp çıkarlardı… Ve son olarak allı, yeşilli, sarılı, mavili kocaman kum motorları, takalar… Hep bu sesler ile uyur, uyanırdım… Kırmızı Hanlar’ın önüne ilk asfalt döküldüğü gün, sıcak ziftin içine gömülüp kalan çok sevdiğim fiyonklu kırmızı pabuçlarıma ne ağlamıştım… Dedem üzülme kızım yarın Biga’ya gider yenisini alırız demişti… Ahh çocukluğum, çok sevdiğim Karabiga ve doğduğum Biga…” İşte böyle böyle yazmış Karabigalı Renan Kaya..

Yirmi Yazar Ve Biga Gösterimi Yapmak İstiyorum…

15 Haziran’dan sonra Biga’da olacağım. Daha öncesinde 17 Mayıs’ta Konya’da Yirmi Yazar Gösterimi yapacağım. Okurlarla söyleşeceğim. 15-30 Haziran tarihleri arasında bir gün/bir hafta sonu Biga Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde “Yirmi Yazar ve Biga Gösterimi” yaparak kitaplarımı imzalamak istiyorum. Bu gösteriyi “Biga Çarşamba Postası Gazetesi” ile birlikte yapmak istiyorum. Gazetem izin alırsa bu gösteriyi yapacağım. Duyurularını da yaparız. Biga Belediye Başkanı Bülent Erdoğan’ı da davet etmek istiyorum. Onun sosyal medya paylaşımlarını ilgiyle izliyorum. İnstagram’da ki paylaşımları çok sıcak, çok güzel.

Bu gösteriyi geçtiğimiz yılda yapmak istedim. Kültür Merkezi’nin dolu olduğunu yazdı bana Belediye Başkan Yardımcısı. Umarım Bigalı okurlarımla buluşuruz. Kültürü sanatı Yirmi Yazar’ı anlatırım onlara.

Yirmi Yazar’ın önce fotoğraflarını çektim sonra halkın huzurunda karşıma alıp konuştum, sorular sordum, cevapları çözdük, kitapta yayımladık. Çok şey öğrendim onlardan yirmi deniz, derya da yüzdüm adeta.

İşte söyleşi de anlatacağım.

Ben Fahri Bigalıyım, kendim ilan ettim bunu. Bir çok kitabımı Biga Kumkent’te yazdım. Enver Gökçe/Eğin Türküsü kitabımı bu yaz tamamlayacağım. Bir de yazmaya başladığım romanı tamamlayacağım. Tüm Bigalı dostlarıma selamlar gönderiyorum.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

The reCAPTCHA verification period has expired. Please reload the page.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu