
Hayat hızlandı. Hepimizin elinde telefon, aklında yetişmesi gereken işler, omuzlarında görünmeyen yükler var. Aynı sokakta yürüyor, aynı markette alışveriş yapıyor, aynı otobüse biniyoruz ama birbirimize bakmayı, selam vermeyi, “Nasılsın?” diye sormayı unuttuk.
Oysa bazen bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey para değil, uzun uzun nasihatler de değil… İçten gelen bir gülümseme, samimi bir “İyi misin?” sorusu ya da hiç beklemediği bir yardım eli olabiliyor.
Kapısını açmakta zorlanan yaşlı komşuya destek olmak, ağır poşet taşıyan birine yardım etmek, yolunu kaybedene tarif vermek, üzgün olduğunu fark ettiğimiz bir arkadaşımıza birkaç dakika ayırmak… Bunların hiçbiri büyük fedakârlık istemiyor. Ama karşı tarafta bıraktığı iz bazen yıllarca silinmiyor.
Ne yazık ki günümüzde iyilik yapmak bile şaşkınlıkla karşılanır oldu. Birine tebessüm ettiğimizde insanlar önce “Acaba neden?” diye düşünüyor. Oysa eskiden iyilik olağandı, şimdi ise haber değeri taşıyor. Asıl sorgulamamız gereken de bu değil mi?
Gülümsemek bulaşıcıdır. Siz gülümsediğinizde karşınızdaki de farkında olmadan gülümser. Bir kişinin moralini düzelten o küçük an, belki onun da bir başkasına iyi davranmasına vesile olur. İyilik de tıpkı gülümseme gibi yayılır; yeter ki ilk adımı atacak biri olsun.
Belki dünyayı tek başımıza değiştiremeyiz. Ama bir insanın gününü değiştirebiliriz. Bazen bir selam, bazen bir hâl hatır soruş, bazen de sessizce uzatılan bir yardım eli… İşte insan olmanın en güzel tarafı da budur.
Bugün etrafınıza biraz daha dikkatle bakın. Belki sizin bir tebessümünüz, bir “Nasılsın?” sorunuz ya da küçük bir yardımınız, birinin yeniden hayata umutla bakmasını sağlayacaktır. Çünkü iyilik küçüldükçe değersizleşmez; aksine paylaşıldıkça büyür.
Unutmayalım; geride bıraktığımız en değerli miras, sahip olduklarımız değil, insanların kalbinde bıraktığımız güzel izlerdir.

