Yazarlarımız

Allah’ın “Kendi Ruhundan Bize Üflediği İlahi Bir Nefes” Olan Canına Kıyma!

Son yıllarda hemen hemen her gün intihar haberleriyle sarsılıyoruz.

Daha dün son 24 saatte dört yurttaşımızın intihar ederek canına kıydıklarını derin bir üzüntüyle öğrendik.

Yazmasının ve okunmasının bile çok zor olduğu “intihar” kelimesi hepimizin ruhunu acıtmaktadır. İster istemez empati yapıyoruz. Yapmasak zaten insan olamayız.

Biliyoruz ki intiharlar artık kişinin en çaresiz kaldığı anda ki kurtuluşudur. Gerçekten öyle mi?

Tamam, kendisini çaresiz hisseden insanlar acıdan kurtulmak için intiharı düşünmüş olabilirler. Ama intihar hiçbir şekilde ne kişi için ne ailesi için ne de çevresi için kurtuluş değildir. Hiç bir çaresizliğin ve acının da sonu değil aksine geride kalanlar için sonsuz acıların başlangıcıdır.

Günümüzde ki intiharlar daha çok ekonomik sorunlardan kaynaklanmaktadır. Ve bu intiharlarla verilmek istenen mesaj otoriteyi protesto etmek, ilgili bireyleri ve sorumluluk hissetmeyen toplumu protesto etmektir. Kısacası her intihar devleti, toplumu, sistemi, dini, aile çevresini, insanların bireyselliğini kişisel olarak cezalandırma duygusudur.

Oysaki geçici sorunlar için intiharı kalıcı çözüm olarak görmek yanlıştır. Her sorun bir şekil mutlaka çözülür. Mutlaka bir çıkış yolu bulunur. Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim.

Unutmayalım;

Hazreti İbrahim, ateş alevlerinin ortasındayken,

Hazreti Yusuf zindandayken,

Hazreti Eyüp hastalıktan takatsiz düşmüşken,

Hazret-i Muhammed aleyhisselam Taif ve benzeri yerlerde şirkin tazyikiyle karşılaşırken “Hasbunallah, Allah bize yeter” deyip aşamadıkları noktaları sonsuz kudret sahibi Allah`a havale etmişler ve hepsinde de bir kurtuluşa erişmişlerdir. Yeter ki umudunu kaybetme!

Aslında bir insanın çaresizlik içinde yaşadıkları onun imtihanı değildir.

Bu sıkıntılar o kişinin sorunlarını bilip te elini uzatmayanların imtihanıdır.

O imtihan kendilerine verilmiş yetkileriyle, makamlarıyla yurttaşının sorununu çözemeyenlerin ahretiyle imtihanıdır.  Asıl yönetenlerin imtihanıdır bunalımda ki kişinin  yaşadıkları..

Bunalımda  ki kişiye düşen sabırdır..

Peygamberimiz Hadis-i şeriflerde buyur;

“Ölümü istemeyin! Çünkü bir kişi iyi ise yaşadıkça iyiliği artar. Kötü ise hatalarından dönüp doğru yola gelebilir.”

Düşünmek lazım;

En uzun, en çaresiz geceni düşün. Sabah olmadı mı? Demiş yazar.

Evet, gereçten düşünmek lazım.

“Hangi karanlık gecede sabah olmamış ki,

Hangi gecenin ardından güneş doğmayı unutmuş ki..

Güneş hep karanlıklarımdan sonra doğmadı mı?

Mevlana Hazretleri

“Zordur hayata tutunmak…

Koza ipek böceğinin gelişmesi içindir…

Ebediyen içinde yaşaması için değil…

Ne var ki;

Her kozadan çıkış…

Her rahimden çıkış…

Büyük zorlukla olur…” Demiş. Bu bile yaşama tutunmak ve umutla beklemek için yeterlidir.

Şunu unutmamak lazım,

Gün gelecek devran dönecek. Bugün yaşadıkların gerilerde kaldığında şunu bil ki;

 Başkalarının veya senin kıyametine suskun kalanların, kendi kıyametleri çığlık çığlığa olacaktır.

O zaman da geçmiş ola.

İmam Şafii’nin de “Ve sabretmem lazım, tâ ki sabrım, sabretmem gereken bir meseleye sabrettiğimi bilene kadar.” Sözünü de unutmamak lazım.

Sabrın sonu elbette ki çıkış yoldur..

İntiharlar çözüm değildir, çözüm yaşama karşı direniştedir. Direnmeliyiz. Zalime karşı, zulüme karşı..

Ali Galip Akyıldırım

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu