Fuat SÜMELİYazarlarımız

Açelya Çiçeği 

Hayatın o bitmez tükenmez telaşından uzaklaşıp, suskunluğun diyarına ayak bastığımızda ruhumuza bütün azametiyle fısıldayan doğanın yasalarına tanık oluruz. 

Ağaçlar, göller, denizler, dağlar, çiçekler, kuşlar gibi mevsimlerin de kendilerine özgü bir dili vardır.

Baharın dili rengârenk çiçeklerin zuhur etmesidir. Pembe, eflatun ve kırmızı renkleriyle kendini baş gösteren açelyalardan bilirsiniz. Açelya çiçekleri gölgede asla kendini ortaya çıkartıp var olmaz. Bu yüzden açelyalara güneş ışığı vermeniz icap eder.

Sararıp yere savrulmuş yapraklardan sonbaharı tanırsınız. Usul usul esen rüzgârın her dokunuşunda biraz daha sararan ve bitap bitap dökülen yapraklar misali yaşayan hüzünlü yaşamlardan anlarız.

Yaz, aydınlık şarkılar söyler kendisini dinleyene bütün varlıklara…

Uykuya dalmanın dilidir kış. Bütün bir doğa adeta uykuya hazırlar. Ve kış, kar diliyle ve kar cümbüşü ile söyleşir ona gönül kapılarını açanlarla.

Ben ise arafta kalmışım.

Garip düşüyor yine aklımla gönlüm birbirine.

Kıyıya vuruyor beynimi parçalanmış yıkayan ölü düşüncelerim çaresiz bir şekilde.

Karanlığa karışmamak adına ne varsa hafızamda, yüreğimde bir mengene gibi sıkıp sana doğru tutuyor.

Bir sürü serpilmiş yalnızlıklar ellerimde, acıya dokunan bir avuç dolusu kelime ile yüreğimde süzülür damla damla hasret…

Yok, oldu bütün dengeler kalbim yorgun argın, ayağı kaydı yüreğimin!

Bildiğim, bütün sokaklarda kayboldum.

Hayattan kopunca bir buzul çığlık!

Yaşam noktasında yaprakları solduruyorum hastalıklı ölümlerle…

İstinasız terk ediyorum bütün yarım kalmış mücadeleleri,

Ve geçmiş namına kalmış bütün ezgisini maziliğin…

Evvela bütün kuruntuları alıp çekil yüreğimden,

Yalnız takılı kalsın gönlümde insanlık adına yaşanmışlıklar…

Ümit aynasında kalanlar rüzgârın haşmeti alıp savursun bütün tepelere…

Sen gönlüm, yanan bir  nağmeden çıkan  besteyi dinle mevsimlerin diliyle…

Belki bir gün tükenir mısralar yorulan dilimizden,

Ve yüreklere susarak düşer pare pare…

Açelya çiçekleri gibi güneşin ışıklarına koşarız.

Yaz gibi aydınlık şarkılar söyleriz.

Kar cümbüşü ile söyleşir gönül kapılarımız.

Belki o zaman şarkımızı en güzel şekilde seslendiririz,

Asılı kalır yüreğimizde umutlarımız,

Ve yaşadıkça demlenir, demlendikçe filizlenir hayatımızda!

Ya da yalnızlığı teskin ederiz güneşin sımsıcak bakışlarıyla,

Vahanın insicamı ile yağmurları çağırırız huzuru müjdelesin diye,

Birde meltem rüzgârı essin ruhu kurtaracak şiddetiyle…

O zaman ölü gönlüm biraz canlanır hasretli derin hayatlarda!

Ve dikiş tutar yaralı gönlüm…

Kalbim yağmur gibi iner eksik kalan varlıklara!

Ah oysaki sadece nazik bir çırpınıştı tüm hayallerim,

Şimdi inleyen yalnızlık sancısını yüreğime batarak durmaktayım.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

The reCAPTCHA verification period has expired. Please reload the page.

Başa dön tuşu