Üniversite Öğrencisi  Sibel Altun İle Hayata Dair Söyleşi

Kendinizi tanıtır mısınız?

Merhaba ben Sibel Altun.

22 yaşındayım. Üniversite öğrencisiyim. Yaklaşık 8 yıldır feminizmle ilgileniyorum. Her birey gibi öncelikle kendimi tanımlamaya başladım. Belirli bir aşamadan sonra maalesef bir gerçekle karşılaştım “TOPLUMSAL CİNSİYET” ile...   Küçük yaşlarda karşılaştığım bu kavram zamanla bana yeni kavramlar getirdi. İlkokul da bizlere bir şey anlatırken bizlere önce kelimenin anlamını verip bizlerden cümle içinde kullanmamızı isterlerdi. Oysa Toplumsal Cinsiyetin başrollerinden biri olan KADIN için bu geçerli değildi. Kadın böyle oturur, böyle yapar, böyle olmalıdır gibi ifadelerle örneklerden tanım çıkarıldı.  Bende her birey gibi olanla olması gerekeni ayırmaya gittim. Benim cümlelerimle benim tanımlarımı tanımlamaya çalışan bir bireyim!

Kadınların çalışma hayatındaki yeri konusunda ne düşünüyorsunuz?

Türkiye'de çalışma hayatına dahil edilmek istenen kadınlar ne yazık ki hala istenilen seyri göstermiyor. Avrupa Birliği'ne uyum politikaları kapsamında, kadının çalışma yaşamındaki ve toplumsal yaşamdaki konumunun iyileştirilmesi gündeme gelmesiyle gerek devlet gerek de bazı kurum ve kuruluşlardan teşvik çalışmaları gözlemlendi ama hala kadın toplumun çizdiği alanda çizdiği şekilde var olmaya devam etmekte. Çalışma hayatı için önemli bir potansiyel taşıyan kadınların çalışma hayatında daha aktif olmasını isteyenlerdenim.

Kadının iş hayatında maruz kaldığı olumsuzluklar nelerdir? Bunun üstesinden nasıl gelinebilir?

  1950'lerden beri ev dışında ücretli işlerde çalışan kadınların iş hayatında maruz kaldığı maddi ve manevi olumsuzluklar görülmektedir; Kadınların genellikle düşük gelirli, yükselme şansı sınırlı olan ve ev kadınlığı ile uyuşabilen geleneksel mesleklerde çalışmaları toplum tarafından çizilen bir alandır aslında…   Bunun sosyal ve ekonomik temelli sorunların sonucunda ortaya çıktığını söylemek yanlış olmaz. Kayıt dışı sektörlerde yer alan kadınlarımızın düşük ücret almaları, piyasadaki “kadın işi'' ile “erkek işi” algısı ile karşı karşılaya kalmaları. Kadın işgücünün ucuz emek olarak görüp emek yoğun iş kolları olan tekstil, gıda hazır giyim, tütün gibi sanayi dallarında kullanıp emeğinin karşılığını almaması karşılaşılan olumsuzluklar başında gelirken bir de 1980'lerden sonra tanımlanan mobbing var. Mobbing en basit haliyle kişinin kişiye uyguladığı, düşmanca ve ahlaka, etiğe aykırı yöntemlerle sistematiksel olarak yaptıkları psikolojik baskı demektir. Kamuda ve Özel sektörde görülen mobbing birçok kadının rüyalarını kaçırıyor.  Bu sorunlar için başta bireyler olmak üzere devlete kurum ve kuruluşlara iş düşmektedir. Devletin, kurum ve kuruluşlar üzerinde gereken hassasiyeti göstermeleri, kadınların çalışma yaşamında yer almaları için yeni teşvik paketleri sunmaları ve çalışan kadınlara hakları ile ilgili bilinçlendirici eğitimlerin verilmesi gerekirken. Yasal koruma sağlamaları gerekmektedir.

Ekonomik özgürlük ve kadın ilişkisini nasıl açıklarısınız?

Ekonomik özgürlük kadında kendini tanımlama ve tamamlamayı sağlar. Ekonomik olarak birine bağlı yaşamak kişinin bağımsızlığını sarsar, ona bağımlı yaşamasına neden olur. Maalesef ülkemizde gözlemlenen ev kadınların sorunlarından biri de bu. Çalışmayan kadının çalışan kocasının eline bakması, Zamanla ortaya çıkan sorunlarda kadının mecburiyet anlayışının oluşmasında büyük silahlardan biri olup aynı zamanda çalışma hayatından alı koyan nedenlerden de biridir.

Kadına şiddete nasıl bakıyorsunuz? Çevrenizde bu duruma maruz kalanlar var mı?

Şiddet bir olgudur. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin önlenmesine dair kanunda şiddeti fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik olmak üzere dört türe ayırıyor. Şiddet hangi şekilde olursa olsun olama-malı ve maalesef her şekliyle aile de toplumda çevremizde hatta içimizde. Maalesef bunlara maruz kalanları görmemek mümkün değil zira Kadın Dayanışma Vakfı'nın araştırmaları da bunu gösteriyor 100 kadından 97'sinin en azından bir kere şiddet gördüğünü  % 20'sinin silah, bıçak, makas gibi tehlikeli aletlerle tehdit altında yaşamlarını sürdüğünü söylemekte. En son geçtiğimiz dönem okulumda bir kız arkadaşımız sevgilisi tarafından kıskançlık nedeniyle şiddete maruz kaldı. Neden şiddet gösterdiniz sorusunu aklayan o eşsiz terim “kıskançlık” (!) nedeniyle. Çalışmak isteyen bir annenin eşi tarafından gözün dışarıda diyerek şiddet gören A.K.'nın da ( tek istediği çocuğunun maddi isteklerine karşılık vermek iken gördüğü şiddetle uzun süre yaşadı;” uzun süre çocukları için yuvasını yıkmayıp dizini kırıp oturdu.” )  katili olan bu yüce neden!

Sizce eğitim kadına şiddete bir çare midir?

 Eğitim birçok sorunun çözümünü barındırır ama tek yolu bu değil zira okumuş ama adam olamamış birey çok. Ama en basitinden eğitimli kadınların kendini korumak için kendilerine gerek özgüvenleri gerekse ekonomik güçleri barındırdıkları gözlemlenmektedir.

Kadının toplumsal yaşamdaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde saygın yeri olduğunu savunduğumuz bazen anne olup ayaklarında cenneti barından kadınlarımız maalesef söylenildiği gibi yaşamıyor. Şiddet, taciz, tecavüzle baş başa kalan kadınlarımız gerek toplum tarafından gerek de sığınılan Devlet Baba'dan gerekli desteği ve ilgiyi görmemektedir.  Hoş sorun belli kadınların kırıp bacağını oturmayı, dır dır yapmamayı, uzun saçlarıyla akıl vermemesi gerektiğini, dekolteli giyinip tacize tecavüze davetiye çıkarmamayı öğrenmeleri gerekiyor (!) Toplumda azımsanamayacak yeri olan kadınların toplum tarafından hak ettiği yerde olmamaları “Kadının Adı yok” denilmesinin nedeni eksik bilgi ve yanlış algılardandır bunları hep beraber anlamalı, anlatmalıyız.

Sizce huzurlu bir aile ortamı için kadına neler düşüyor?

Toplumsal yaşamın en önemli yapı birimi olan aile çok kutsal ve işlevli bir yapıdır. Gerek başlama öncesiyle gerek de başlamasıyla karşılıklı yükümlülükler getirir. “Yuvayı dişi kuş yapar” felsefesinden ziyade eşler arasındaki karşılıklı adımlar ailede huzuru sağlayan büyük başarı sağlamaktadır.

Bakımın kadının hayatındaki yeri nedir? Bakımsızlığın sonuçlarını nasıldeğerlendiriyorsunuz?

Her kadın kendini özel hissetmek için kendine bakmalı çünkü bu şekilde ancak kendini mutlu hissedebilir tabi bunların ekstrem durumları da var. Sonuçları bireye ait duygulara göre değiştiğini söyleyebilirim. Zira süslenmeyi seven biriyle, güzel görülmek isteyen kadınlar için ayrı nedenler ve sonuçlar doğurmakta. Bakımsız kadın mı bence o canavarlarıyla uğraşan melekten başkası olamaz; ev işlerinden, çocuklar bakımından fırsat bulamayan kadınlarda görülebilir onlara da annelik çok yakışıyor.