Kendinizi tanıtır mısınız?

1966, Balıkesir doğumluyum. Memur bir babanın iki kızından büyük olanıyım.Aslen Antalyalı olup, 13 yıldır eşimin işi gereği geldiğim Biga'da yaşamaktayım.

İlkokul, ortaokul ve liseyi babamın memuriyeti dolayısıyla farklı il ve ilçelerde okudum. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini öğretmen olmak için yarıda bıraktım. 2 yıl Kastamonu Cida Çayüstü Köyü Merkez İlkokulu'nda öğretmen olarak görev yaptım ve 2 yılın sonunda istifaen ayrıldım.

 İş yaşamınızdan bahseder misiniz?

1986 yılında öğretmenlik yaparak ilk adımımı attım iş hayatına. 2 yıllık görev sürecinin ardından ayrıldım. Biga'da rahmetli Adnan ŞAHİN ile birlikte Biga Haber gazetesine önce köşe yazarı olarak "YABANCININ GÜNLÜĞÜ" köşesiyle, ardından da Yazı İşleri Müdürü olarak görev aldım. 5 yıl emek verdim. 2009 yılında kendi gazetemi önce Pegai Haber olarak, ardından BigajansMedya adıyla 3 yıl sürdürdüm. 8 yıllık bir emek sonrasında gazetecilik macerasını noktaladım. Şuan Özel Biga Can Hastanesi Gnl. Md. Sekreteri olarak görev yapmaktayım.

Aile hayatınız nasıldır?

Eşim, çocuklarım ve ben çekirdek bir aileyiz. Ve mutluyuz. 1992 yılı Haziran ayında yaptığım evliliğimden 3 çocuğum oldu. Evlatlarımın en büyüğünü 2000 yılında geçirdiği elim bir trafik kazasında kaybettim. Şimdi 17 yaşında bir oğlum ve 15 yaşında bir kızım var. Oğlum Mahir Doruk 9 yaşından beri Bigaspor'da top koşturmakta. İyi bir futbolcu olmak tek hedefi. Kızım Fatma Sena ise İÇDAŞ Su Sporları kulübünde lisanslı yelken sporcusu. Geçen yıl bildiğiniz üzere TYF Bölge Kupası Yarışları sonucu Optimist Kızlar kategorisinde Marmara Bölge 2. si oldu ve federasyon kupasını ilçemize diğer kategorilerdeki sporcu arkadaşları ile birlikte getirdiler.

Hobileriniz var mı?

Hobilerim elbette var. Sizler de biliyorsunuz ki Biga Belediyesi TSM Korosu'nda korist, solist, sunucu ve koordinatörlük görevimi 4 yıldır gönüllü olarak sürdürüyorum. Bu da demek oluyor ki en büyük hobim MÜZİK... Ardından DENİZ ve SU SPORLARI geliyor. Sonrasını bisikletle dolaşmak ve yürüyüş diye sıralayabiliriz. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, gerçekten de aktif ve sosyal bir birey olduğumu artık evet kabul ediyorum. Kitap okumayı ise bir hobi olarak görmüyor, kesinlikle bir zorunluluktur diyorum…

Kadınların çalışma hayatında maruz kaldığı olumsuzluklar nelerdir?

Günümüzde hala "KADININ İNSAN HAKLARININ" tartışıldığı bir dönemde sorumluluk sahibi bir kadın olmak ve iş hayatına girmek gerçekten çok zor ne yazık ki! İş hayatında kadınlarımızın yaşadığı en büyük sıkıntı bana göre (ki; bu gazetecilik dönemlerimde yaptığım bir araştırma sonucu edinilmiş bir tespittir) uğradıkları sözlü ve fiili tacizdir. Özellikle de 2. ve 3. sınıf işletmelerde görevli bayanlar bu durumdan oldukça şikayetçi olmuşlardı. Bu konuda o dönemlerde ciddi araştırmalarım olmuştu. Takip etmişseniz hatırlıyorsunuzdur muhakkak... Ayrıca, bunu her zaman cinsel olarak da algılamamak lazım. Günümüzde nerde olursa olsun çalışan kadınların kariyer geçmişine ve aldığı eğitime baktığınızda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Çeşitli kurum ve kuruluşların idari, tüm siyasi partilerin yönetim kurullarını şöyle bir incelerseniz eğer kadınlarımızın büyük çoğunluğu hala yönetilen pozisyonundadır. Yönetici pozisyonundaki kadınlarımız da ne yazık ki birinci derecede yetkili ve karar verici değildir! Ve bu konuda çok şey söylenebilir.

Ev ve iş hayatını aynı anda nasıl idare ediyorsunuz? Zor olmuyor mu?

Ev ve iş hayatını birlikte yürütmeye gelince; eğer planlı ve programlı bir insansanız, zamanı iyi değerlendiriyor ve dikkatli kullanıyorsanız çok daha zevkli ve kolaydır.. Bir de evde hayatın işleyişinde kendisine yardımcı olan, sorumluluklarını bilen ve iş bölümünde üstüne düşen görevi yerine getiren aile bireyleri varsa değmeyin keyfine diyorum.... Ben bu açıdan kendimi oldukça şanslı buluyor ve yaşamı benimle paylaşırken işleyişimi kolaylaştıran eşime ve çocuklarıma teşekkür ediyorum... Onları seviyorum..

Kadının çalışma hayatındaki yeri ve ekonomik bağımsızlığı konusunda neler söylersiniz?

Bu konuda öncelikle şunu belirtmek ve altını çizmek istiyorum: "Özellikle aile olmanın gereği eğer HAYATI PAYLAŞMAKTIR  diyorsak, bir ailenin ekonomik düzeyi ve sosyal konumu ne olursa olsun kadınlarımızın kesinlikle ekonomik bağımsızlığı olmalıdır! Ve kadınlarımız artık, tüketen bir kaşık düşmanı, eksik etek olmaktan kurtulmalı ve karnından sıpayı çıkararak, sırtından da sopayı uzaklaştırmalıdır. Ve günümüz kadını aktif çalışma hayatına girmeli ÜRETEN, KAZANAN ve KAZANDIRAN bir birey olarak toplumdaki yerini yine kendisi belirlemelidir.

Sizce eğitim, kadına şiddete bir çözüm olabilir mi?

Eğer "EĞİTİM"den maksadınız herhangi bir yüksek okul veya fakülte bitirmekse bu sorunuza cevabım "HAYIR!" olacaktır... Yok eğer "AİLE İÇİ EĞİTİM" ise "EVET!" derim... Çünkü kişisel eğitim ve gelişim biliyoruz ki doğduğumuz andan itibaren aile içinde başlamıştır. Çok klişe bir söylem olacak ancak; sevgi - saygı - anlayış üçlemesinde yetişmiş bir çocuğun ne eşine ne çocuklarına şiddet eğilimi göstermesi mümkün müdür? Ya da annesi ve ya babası tarafından şiddete maruz kalmış kız veya erkek çocuktan eşine hürmet etmesi ne kadar beklenebilir? Hatta eşine şiddet uygulamasından daha doğal ne olabilir ki? Unutmayalım ki çocuklarımızın yetişmesinde en önemli faktör annedir. Ve çocuklarımızı hayata hazırlarken anne ve babaya çok iş düşüyor. Galiba AİLE olmakta işte tam burada başlıyor. Ancak en büyük görev yine annelerin!

Kadının toplumsal yaşamdaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Buna daha önce bir sorunuzda değinmiştim. Ancak, bir kez daha yinelemekte fayda görüyorum. Kadınlarımız, tolumu oluşturan en küçük birim olan aile içinde dahi ikinci derecede karar verici ve uygulayıcı pozisyonundadır. Eşinin izni olmadan çalışamayan, sosyal aktivitelerden uzak kalan kadının toplum içindeki konumu tartışılması gereken bir konudur.  Günümüzde ne yazık ki Türk kadını olması gerektiği yerde değildir. Bence hemen şu andan itibaren kadın tolumda nerede durması gerektiğini tespit etmeli ve bir yerlerden başlamalıdır. Yani artık daha fazla zaman kaybetmeden toplumsal ve sosyal statüsünü kendi belirlemelidir. Dünya üzerinde ilk seçme ve seçilme bahtiyarlığını almış Türk kadını bugün gerek siyasi, gerek ticari ve gerekse idari tüm birimlerde bir çok şeyi başarabilecek eğitim, alt yapı ve kültüre sahipken niçin hala aile içinde bile birinci derecede karar verici olamaz bunu ben de anlamış değilim.  Sanırım iş birazcık elini taşın altına koymaya kalıyor.

E, hadi o zaman hanımlar daha ne bekliyoruz ki? Biraz CESARET, birazcık RİSK... Ama, emin olun önünde, sonunda fırsatlar ve başarı size kapılarını açacaktır....