Künye İletişim Mobil
Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle RSS Üye Ol Üye Giriş
Anasayfa Foto Galeri Video Haber Duyurular Seri İlanlar Halı Saha Muhtarlarımız Kadınlarımız Gazetemiz
SON DAKİKA : Başkan Karataş Başkanlık İçin Müracaat Etti      MHP’de Zeki Mutlu Sesleri      İlk Üye Sait Tanur      Karabigalı Gencin Büyük Başarısı      İŞKUR Üniversite Mezunlarının Deneyim Kazanmalarını Destekliyor      Biga FB’de Kongre Rüzgarı      Biga Devlet Hastanesi Acil Servisi Gücüne Güç Kattı      Güç Birliği Platformu Yöneticileri Çanakkale Barosunu Ziyaret Etti      Hamdibey Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinden Yerli Yazılım Pardus Atağı      Vefat ve Başsağlığı      Öğretmenlerden Başkan Işık’a Teşekkür      Çanakkalelilere ve İl Dışından Gelen Hastalara da Şifa Dağıtıyoruz      Çan Belediyesinden Çarşı Merkezine “Yer Altı Çöp Konteyneri”      Başkan Işık, Oda Temsilcileriyle Buluştu      Çanakkale Ziraat Odası Başkanı’nın Dünya Gıda Günü Mesajı      İşsiz Sayısı 3 Milyon 531 Bin Kişiye Ulaştı      Doktor Hemşireyi Darp Etti!      Ceylan Ziyaretlerine Soluksuz Devam Ediyor      Çan’da Trafolara Belediye Eli      İŞKUR MEGİP Toplantısı ÇTSO Kongre Fuar Merkezinde Yapıldı     
YEREL YAŞAM EKONOMİ SİYASET EĞİTİM BELEDİYE KAYMAKAM MAGAZİN ULUSAL SPOR RÖPORTAJ
YAZARLAR Davut Doğan (Konuk Yazar)
12
14
16
18
28/09/2017 12:35
Teknoloji Bu Olur mu Olur…

Dün sosyal medyadan okudum, şoförsüz araçlar yakın bir gelecekte trafiğe çıkacakmış.

Olur mu olur…

Biga’da kenar mahallede büyümüştüm. Komşumuzun oğlu Muharrem vardı. Ta 1970 yılında uçan taksiden söz ederdi. Biz de ona “Uçan Taksi” lakabını takmıştık. Demek ki, bizim Muharrem 50 – 60 yıl sonrasını görmüş. Ama, rahmetli bugünleri göremedi.

Yakında şoförsüz araç, sonra uçan taksi…

Damadı amcama, Almanya’dan kendi kullandığı teybi getirmişti.

Ne zaman İstanbul’a amcama gitsek, amcam teybin karşısına kurulur, kaseti koyar, bir elinde rakı, diğer elinde sigarası, bize hava atardı.

Fabrikada işçi olarak çalışsa da teybi vardı amcamın…

Bir süre sonra, damadı amcama müzik seti getirince amcam da çok sevdiği kardeşi babama teybini hediye etmişti. Biz üçüncü elden teyp sahibi olmuştuk.

Ama ne olmak… Sabaha kadar teyp dinler, sonra sesimizi kaydeder, sonra tekrar dinlerdik.

Düşünebiliyor musunuz?  Söylediğimiz her sözü o alet tekrar ediyordu. Hem de aynısını.

Bizde yavaş yavaş teknolojiye alışmaya başlamıştık. Rahmetli babamın kahvehanesinde Hamza Abi vardı. Ara sıra bizi sinemaya götürürdü. Sinema perdesinde öpüşenleri görünce utanırdık.

Hamza Abi de bize” ağzına bir şey söylüyor” dedirdi.

Hamza abi anlatırdı. İlk radyo Biga’ ya gelip belediye pasajına kurulduğunda herkes şaşırmış ve bazıları; “yok ya, kandırıyorlar; arkasında birisi var konuşuyor” demiş. Yani radyodan ses geldiğine inanan yok.

Vizontele filmindeki gibi…

Babamın kahvesinde bazı müşteriler vardı. Kol saatleri ile birbirlerine hava atarlardı.

Bazen de rekabet ederlerdi, “benim saatim su almaz, ama seninki alır “ diye.

Hiç unutmam Deli Mehmet vardı, saatine çok güvenirdi. Garibim hemen hemen her gün saatini bir bardak suyun içine sokar, saatlerce su almadığını kanıtlardı. Bazen de Torik Hüseyin’le iddiaya girerlerdi.

Eee kolay değil saat sahibi olmak o yıllarda… Üstelik su geçirmez saat.

Babanın da bir saati vardı, Altın sarısı… Hep kıskanırdım, benim de büyünce saatim olacaktı. Babam rahatsızlandığı bir gün saatini aldım ve gün boyu koluma takıp gezindim.

1980’li yıllarda telsizler vardı. O kadar çoğaldı ki, dernekler bile kuruldu. Biz de aldık üç tane. Birisi merkezde duruyor, birisi bende, diğeri kardeşimde.

“Breko, breko… Doğan 1, doğan 2’yi arıyor” diye seslenirdik.

Ne demekse Breko…

Hiç unutmam bir gün kardeşim, tapu dairesine gitmişti. 250 metre ileride. Onunla elimizde kocaman telsizler, konuşup dururduk.

Geceleri de balkondan, uzaklara seslenirdik.

“Breko, breko… sesimi duyuyorsan, cevap ver…”

Hava atma aracıydı telsiz…

Hurdacı Ali Osman Abinin oğlundan da vardı. Hem de, en kralından…

İlk televizyon Biga’ya geldiğinde televizyon satan mağazanın önünde toplanır, saatlerce siyah beyaz televizyonu izlerdik. Hele birde Ajax- Juventus maçları vardı ki, hiç unutmam.

Sonra babam da aldı. Hem de renklisinden… Mahallede başka televizyon yoktu neredeyse.  Ben de çocuk aklımla günlük televizyon programlarını yazar, evin kapısına asardım.

Nasılsa, tüm komşular akşama bizde televizyon seyretmeye gelecekti.

Bizde televizyon olduğuna inanmayanlar vardı. Yemin ederdim.

“Vallahi de var, billahi de… Hatta gece kapanışta askerleri izliyoruz” derdim…

Telefon yok denecek kadar azdı. Yan komşumuzda vardı. Kasap Doğan’da… Bir telefon edeceksek, komşuya gider, postaneyi arar, yazdırır ve gün boyu bağlantı sağlansın diye beklerdik.

Sonra, biz de aldık. Tam 5 tane… Kartvizitlerimize yazdık, bütün telefon numaralarını alt alta…

Zenginlik göstergesiydi, telefon…

Sonra cep telefonları çıktı. Kalın ve kocaman bir şey…

Biga’dan çekmiyordu ama olsun, almıştık. Masamın üzerinde süs olarak kaldı uzun süre… Takoz gibi, kalın ve kocaman…

Hele bir de sonradan, resim çekenleri çıktı. Çok havalı…

Yurt dışına gittiğimizde bizim ellerimizde telefon… Avrupa ülkelerinde bile kimsenin elinde telefon yokken hepimizde birer telefon gezerdik…

Çok daha ileriydik Avrupa ülkelerinden…

Faks da o yılların en teknolojik aletiydi.

Biz de aldık. Biga’da ilk alan yine bizdik.

Kağıdı bir şehirden makinaya sokuyorsun, bu cihazdan çıkıyordu.

Hem de, yağmurlu havalarda bile kağıt kuru geliyordu.

Vergi dairesi memuru bizim dükkana gelir bekler, “Ankara’dan evrak gelecek” derdi.

Yani, devlete de oldukça katkımız oldu.

Sonra, bilgisayar alalım dedik.

IBM bilgisayar… İki “prezantabıl” bayan geldi satışa…

Biz bilgisayara vurulduk,  komşu esnaf da satışa gelen kızlara. Neyse, aldık bilgisayarı, kestik çekleri. Ocak, Şubat, Mart…

Sonradan “biz bu aylarda bu kadar parayı nasıl öderiz” dedik.

Tam da işlerin en düşük olduğu aylar.

Birkaç saat içinde vazgeçtik… Satıcılara Bandırma’da ulaşabildik.

Bilgisayarı iade ettik ve derin bir oh çektik. Bir bilgisayar neredeyse araba fiyatına… Altımızda doğru dürüst bir araba yok, bilgisayar almıştık.

Gelelim, şoförsüz araca… Nasıl olacak bu iş?

Şoför yok, maaş yok, uykusuzluk derdi yok, yemez, içmez gezdirir seni…

Arabaya bindin, kodladın…

“Beni şirkete götür.”

İstanbul’da zor ama diyelim ki, gittin…

Sonra, bir misafirin geldi, aldıracaksın arabanla…

Adam düzgünse, doğru adresi kodladın aldırdın.

Ya adam yamuksa, yap kodlamanı;

“Boğaz Köprü’süne gelince, aniden kır direksiyonu!”

Ertesi gün gazeteden üçüncü sayfadan haber:

“Taksi köprüden uçtu!”

“Katil araba, Boğaz Köprüsü’nden kendini attı!”

Olur mu, olur…

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


İstekleriniz Sorunlarınız
İstek ve Sorunları Oku
İstek ve Sorun Yaz
 
 
 

YAZARLAR
Ali Galip Akyıldırım
Türkiye Bir Sirk
Alaattin Akçal
Hayalim “2 Adet Çikolata”
Buse Duman
Pardon Ama… Değişeceksiniz! Öyle ya da Böyle…
Davut Doğan (Konuk Yazar)
Hey Siri!
Erdem Karan
Allah’a Ulaşmayı Dileyin Muhteşem Örnek (23)
Kadir Atay
Biga Futbola Doyacak
Murat Gülcen
-Kafa Yoranlar-
Niyazi Kısacık
Sürdürülebilirlik
Ozancan Polat
Ucuz Strateji
Sinem Bülbül
Kayropraktik Nedir?
BİGA'DANÖBETÇİ ECZANE
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay
İstatistik
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’ ve sitemizde yorum gönderenlerin şahsına aittir.
Çanakkale'nin Tamamen Renkli İlk Gazetesi
Biga'nın İlk İnternet Televizyonu ve Cep Gazetesi
Biga'nın Evlere, Köylere ve Okullarına, Dağıtılan En Yüksek Tirajlı Gazetesi
Sitemizde Yayınlanan Yazı ve Dökümanların İzinsiz Alınması Çoğaltılması Yasaktır
Biga Çarşamba Gazetesi / Atay Reklam
Tüm Hakları Saklıdır BİGA ÇARŞAMBA GAZETESİ    0